Için Arşiv Ocak, 2018

Sistemlere Göre Öğretmen Tipleri

Gönderen:

Sistemlere Göre Öğretmen Tipleri

 

Mekteb-i Suffa Tipi Öğretmen

İnsanoğlu varoluşunun anlamını kavramak ve varlığını devam ettirmek için merak,  tetkik, düşünme, bilgilenme, öğrenme ve öğretme gibi tecrübeleri yaşamaktadır.

Müslüman topluluk ve milletler eğitim öğretim faaliyetleri konusunda daha İslamiyet’in doğuşundan itibaren önemli çabalar sarf etmişlerdir. Sistemlere göre öğretmen tipleri yazımız bu noktada öğretmen tiplerini tahlil ediyor.

İlk Öğretmen Allah

‘Oku!’ mesajı ile başlayan Kur’an-ı Kerim, ilim kelimesini defalarca kullanmış (670 kez), düşünmeye davet etmiş hatta düşünmeyi emretmiştir. Yine yeryüzünde gezerek ibret almayı tavsiye ederek insanları yeni bilgiler ve düşünceler elde etmeye, yönlendirme ve teşvik etme noktasında merkezi bir rol oynamıştır. Bakara suresinde Hz Adem’in yaratılışının anlatıldığı 30.ve 34. ayetler arasında Rabbimizin ilk öğretmen olarak Hz.Adem’e kendisine yeryüzünde lâzım gelen her şey öğrettiği, hatta bu bilgiye sahip olmayan meleklerin salt bu bilgisinden dolayı Hz. Adem’in karşısında eğildikleri ve bu bilgiyi inkar eden Şeytan’ın da cehaletten dolayı kovulduğu görülecektir. Denilebilir ki insanın yaradılış gayesi öğrenmek ve öğretmektir.

Her İnsan Allah’ın Yeryüzüne Atadığı Bir Öğretmendir.

Rabbimizin mektubu olarak bize gönderilen kitaplarda hep öğrenmenin, bilgilenmenin ve öğretmenin önemi ve erdemi vurgulanmıştır. Bu anlamda esasen her insan bir öğretmendir. Bunun gereği olarak Rabbimizin öğretim yöntem ve tekniklerini edinip kendimizle, çevremizle iletişim kurmalıyız. Peki Yaradan’ın (Mutlak Öğretmen’in) öğretisini nereden öğreneceğiz, bu kaynağa nasıl ulaşacağız?

Tek yol Kur’an’dır. Kur’an bize nasıl bir öğretici olacağımızı, hangi yöntem ve teknikleri kullanacağınızı çok açık ve açıklamalı bir şekilde anlatmaktadır. Yeter ki bir öğretici olarak yönümüzü bu kaynağa çevirelim. Bu gün Batılı eğitimcilerin çoğu eğitim – öğretim program ve müfredatlarını oluştururken İlahi kitapların öğretim tekniklerini baz alarak yol almaktadır. Biz de maalesef Ana Kaynağı esas alıp, ondan yola çıkarak eğitimsel içeriğe ve yönteme yön vereceğimize, Kur’an’ı model alarak program hazırlayan Piaget, Ericsson vb.Batılı eğitimcilerin yöntemlerini model alıyoruz. Yazık!

İlk Tebliğci Resul Muhammed Mustafa (s.a.v)

Kur’an’ın ilk tebliğcisi Hz. Peygamber de hayatı boyunca eğitim-öğretim faaliyeti içinde olmuş ve risaletini ‘Ben öğretmen olarak gönderildim.’ diye isimlendirmiştir.
Öğretmen olarak gönderildiğini ifade eden peygamberimiz, her vesile ile çevresindeki insanların bilgi ile donanmasına çok büyük özen göstermiştir.
Bu donanım İslamiyet’in tebliğinin başlangıcından Peygamberimizin vefatına kadar ki yaklaşık yirmi yıllık süre içinde okuryazarlığın yüzlerce kat artmasıyla kendini göstermiştir. Ki İslamiyet öncesi Mekke’de okuryazar sayısının çok az olduğu bilinmektedir.

Ashab-ı Suffa

Medine’de Mescidü’n – Nebi’de “Ashab-ı Suffa” dediğimiz grubun bir eğitim sınıfı olduğu bilinmektedir. Yine daha Medine döneminin ikinci yılında gerçekleşen Bedir Savaşı’nda ele geçirilen esirlerden bir kısmının Müslüman çocuklara okuryazarlık öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmış olması da bu konudaki önemli uygulamalardandır. Peygamberimiz tarafından başlatılan ilim öğrenmeye teşvik, Müslümanlar tarafından ondan sonraki dönemde de sürdürülmüştür. Başlangıçta neredeyse dinî eğitimle sınırlı olan eğitim müfredatı, kısa sürede hayatın her alanını kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Yine mescidlerde başlayan eğitim; âlimlerin evleri, kitapçı dükkânları, mekteplerle ve çöle gönderilerek dil eğitimi alma gibi unsurlarla çeşitlenmişti.

Hülefâ-i Raşid Dönemi

Hülefâ-i Raşidîn döneminden itibaren Müslümanlar Arabistan Yarımadası dışında, İran ve Bizans’a bağlı olan birçok yeri fethettiler. Fetih hareketi sadece yeni toprakların fethiyle sınırlı kalmadı, bilakis buralarda var olan ilmi birikim de kısa zamanda tercümeler yoluyla Arapçaya aktarılarak hayatın her alanıyla ilgili o güne kadar üretilen bilgiler Müslümanların eline geçmiş oldu. Bu dönemlerde artık yavaş yavaş eğitim müesseseleri yerleşmeye, yeni bir şekil almaya başlamıştır. Peygamberimiz dönemi, Hülefâ-i Raşidîn ve Emeviler dönemlerinde eğitim işi tam anlamıyla kurumsal hale gelememiş bu konuda tam bir şekil ve herkesi kapsayan bir müessese oluşturulamamıştır. Öyle de olsa eğitim ve öğretim faaliyetlerinin ilahi bir görev olduğu ve aksatılmadan hayatın her alanında yaparak – yaşayarak anlayışıyla sürdürülmesi gerektiği bilinciyle hareket edilmiştir. Buna göre

1. Ashabb – ı Suffa’nın her üyesi bir öğrencidir.

2. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi bir öğretmendir.
( Bugün modern dünyanın eğitim anlayışında bu anlayış,” yapılandırmacı eğitim modeli ” diye isim almıştır. )

3. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi sadece kendinden değil, bütün toplumdan sorumludur.

4. Ashab-ı Suffa ‘nın her üyesi ilahi bir misyonla yüklendiğini ve bireyi hem bu dünyaya hem de bu dünyadan sonraki yaşamına hazırlamak zorunda olduğunu bilir.

5. Ashab-ı Suffa ‘nın her üyesi yaşam alanlarını kendi beğenisine göre değil, bireyin Mutlak Hâkim’in varlığını hissesebileceği şekilde düzenler.

6. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi insana ve evrendeki her canlıya sevgi ve sevecenlikle Allah için bakar.

7. Ashab-ı Suffa ‘nın her üyesi yaşadığı her olumlu ve olumsuz duruma mutedil yaklaşır.

8. Ashab-ı Suffa’nın her üyesinin özsaygısı yüksektir.

9. Ashab- ı Suffa ‘nın her üyesi bu dünyada kiracı olduğunu, gerçek sahip olmadığını ve dünyadan yararlanma oranına göre bir bedel ödeyeceğini çok iyi bilir ve buna göre politikalar üreterek yaşamını sürdürür.

10. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi bir model olduğunu unutmaz ve bu modelliği Allah adına yaptığının farkındadır.

11. Ashab-ı Suffa ‘nın her üyesi hem keşfe çıkar hem keşfettirir.

12. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi- inansın ve inanmasın – her insana, nefret ve kin diliyle değil, sevgi diliyle yaklaşır. Onun sahip çıkacağı bir kini yoktur. Onun göstereceği bir merhameti vardır. “Öteki” diye bir insan yoktur ve her insana Allah’ı duyurur.

13. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi yeryüzünde Allah için gücü ele geçirmeye ve Allah için kullanmaya çalışır. Çünkü bilir ki bütün güç Allah’ındır.

14. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi yeryüzüne selamet getirmek zorunda olduğunu bilir.

15. Ashab-ı Suffa’nın tek kaynağı vardır: Kur’an. Bütün doğrularını bu kaynaktan edinir. Bu kaynağa dayanmayan hiçbir yasanın selamet getirmeyeceğini bilir.

16. Ashab-ı Suffa’nın her üyesi tek üçgeni vardır: Allah-Kur’an- Muhammed Mustafa.

Faysal Dal

0

Tanzimat Edebiyatı -3

Gönderen:

Tanzimat  Edebiyatı-3

ŞİİR

Yenileşme Dönemi Türk edebiyatında şiir anlayışı, Batı tarzında şiir anlayışından özellikle Fransız şiirinden hareketle yeni içerik konu dil üslup ve şekil arayışlarının sonucu ortaya çıkmaktadır. Klasik şiirin varlığını sürdürdüğü bir dönemde ortaya çıkmaya başlayan yeni anlayış bir süre eski ile iç içe varlığını devam ettirmiş, zaman içerisinde asıl kimliğine kavuşmuştur. Batı tesirinde gelişen şiir anlayışı zaman içerisinde eski şiir anlayışı ve özelliklerinde çok farklı bir anlayış içerisinde şekillenmiştir.

Eski şiir anlayışı ile yeni şiir arasında görülen farklar:

BAĞLANTI KURALIM

ESKİ ŞİİR ANLAYIŞI YENİ ŞİİR ANLAYIŞI
Bu dönem şiirinde konu hayali bir sevgilinin güzellikleri ya da din ve tasavvuf üzerine kuruludur. Bu dönem de şiirin konusu genişletilmiş şiire doğa, ölüm, metafizik, birçok toplumsal konular eklenmiştir. Modern şiir anlayışında şiirde konu sınırlaması ortadan kalkmıştır.
Arapça ve Farsça kelimeleri içeren ağır bir dil anlayışı vardır. Dilde sadeleşmeyle birlikte, sade üslup anlayışı benimsenmiştir.
Sanat için sanat anlayışı vardır. Sanat toplum için anlayışı vardır.
Gazel, kaside, kıt’a gibi nazım biçimleri kullanılmaktadır. Batı edebiyatlarından alınmış terra-rima, sone gibi nazım biçimleri kullanılmaya başlanılmıştır.
Hayalci bir şiir anlayışı vardır. Akılcı ve gerçekçi şiir anlayışı vardır.
Romantizm akımının etkisi altında şiir anlayışı vardır. Tanzimat I. Dönem şiirinde romantizm daha sonraki dönemlerde realizm, natüralizm akımlarının etkisinde gelişen şiir anlayışı vardır.


Genel Özellikleri

  • Tanzimat Dönemi’nde şiir anlayışı birinci dönem ve ikinci dönem sanatçılarının fikir ve sanat anlayışlarına farklılık göstermektedir.
  • Tanzimat Dönemi’nde şiiri teknik bakımdan eski şiirin özelliklerinden kopamamıştır.
  • Bu dönemde hece ölçüsüyle şiirler yazılmakla birlikte, daha çok aruz ölçüsü kullanılmıştır.
  • Batı Edebiyatı’ndan yeni türler edebiyatımıza girmiştir.
  • Yeni nazım biçimlerinin yanı sıra divan şiirinin özellikle gazel, terkib-i bent, kıta gibi nazım biçimleri kullanılmıştır.
  • Tanzimat Dönemi şairleri sade dil anlayışıyla, konuşma dili ve anlatımına yönelmişlerdir.
  • Tanzimat Dönemi şairleri, konu bakımından da eski şiirden uzaklaşma çabası içerisindedirler.
  • Tanzimat’ın I. Dönem şairleri Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa, Akif Paşa şiirlerinde uygarlık, hak, adalet, yasa, özgürlük, vatan gibi toplumsal konuları işlemektedirler. Tanzimat II. dönem şairleri, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, tanrı, madde, ruh gibi fizik ötesi konulara yönelmişlerdir.
PÜF NOKTASI: Akif Paşa, Adem kasidesi ve torunun ölümü üzerine yazdığı Mersiye adlı şiirleriyle Tanzimat Dönemi’nde ölüm temasını farklı bakış açısıyla ilk defa işleyen isimdir.

ROMAN VE HİKÂYE

Paragrafta Hız ve Tanzimat Edebiyatı-3= Edebiyat Türleri

TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI ROMAN VE HİKÂYELERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

  • Yazarlar, eserlerinde kişiliklerini saklamamış, yer yer eserin konu bütünlüğünü bozarak, okuyucuya eğitmek amacıyla araya girmişlerdir.
  • Eserlerde romantizmin etkileri görülmektedir. İkinci dönem romanlarında realizm ve natüralizm akımlarının etkileri görülmeye başlamıştır.
  • Temel amaç toplumu eğitmektedir.
  • Sade bir üslup anlayışı vardır.
  • İlahi bakış açısı vardır.

 TANZİMAT DÖNEMİNDE İLK ROMAN VE HİKÂYE DENEMELERİ

Tanzimat Dönemi’nde ilk roman ve hikāye örnekleri çeviri yoluyla verilen örneklerdir.

İlk çeviri eserler:

  • Yusuf Kamil Paşa’nın 1862 yılında Fenelon’nun Telemak adlı romanını Türkçeye çevirmiştir.
PÜF NOKTASI: Yusuf Kamil Paşa tarafından yazılan Telemak, Türk edebiyatındaki ilk çeviri romandır.

Teodor Kasab Victor Hugo’nun Sefiller adlı romanını  Hikāye-i Mağdurin adıyla Türkçeye çevirmiştir.

1864 yılında Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’su, 1871’de Alexander Dumas’ın Monte Kristo’su Türkçeye çevrilmiştir.

ROMAN TÜRÜNDE VERİLEN ESERLER

Tanzimat Dönemi Türk edebiyatında roman türü sıkılıkla kullanılan bir türdür. Birçok yazar bu türde eseler vermiştir. Tanzimat Dönemi Türk edebiyatında roman türünde eser veren yazarlar Şemsettin Sami, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem ve Nabizade Nazım’dır.

Bu dönemde roman türünde verilen bazı eserler:

1.TAAŞŞUK-I TALAT VE FİTNAT (ŞEMSETTİN SAMİ)

  • Eserin yazarı Şemsettin Sami’
  • Eser 1873 yılında üç cüz olarak yayımlanmıştır.
  • Geleneksel öyküden romana geçiş döneminde ara metin özelliği taşımaktadır.
  • Bu roman genel anlamı ile özgürlük teması üzerine kuruludur.
  • Romanın konusunu ailelerin baskısı sonucu sevmedikleri insanlar ile evlendirilen gençlerin hayat boyu çektikleri acılar oluşturmaktadır.
  • Paragrafta Hız ve Tanzimat Edebiyatı-3= Edebiyat Türleri Eserin olay örgüsü Talat ile Fitnat arasında geçen aşk öyküsü üzerine kuruludur.
  • Kısaca olay örgüsü: Talat küçük yaşata babasını kaybetmiş, kendi halinde bir gençtir. Talat bir gün Hacı Mustafa’nın dükkanın önünde geçerken kızı Fitnat’ı görerek aşık olur, ancak Hacı bu iki gencin evlenmesine izin vermez, Fitnat’ı Ali Bey adında bir zenginle evlendirir. Fitnat kocasına teslim olmaz ve kendisini öldürür.
  • Şemsettin Sami bu tek roman denemesinde aile hayatını, görücü usulü evliliğin zararlarını konu edinmektedir.
  • Bu romanda evlilikle birlikte kölelilik, özgürlük düşüncesi, kız çocuklarının eğitim görmesi gibi alt başlıklarda konu edinilmiştir.
PÜF NOKTASI: Şemsettin Sami’nin Taşşuk-I Talat ile Fitnat adlı romanı batılı anlamda ilk roman denemesidir.


2. FELATUN BEYLE RAKIM EFENDİ ( AHMET MİTHAT EFENDİ )

  • Eserin yazarı Ahmet Mithat Efendi’dir.
  • Eserin konusunu yanlış batılılaşma oluşturmaktadır.
  • Roman karakterleri Felatun Bey, Rakım Efendi, Mustafa Merali Efendi, Canan’dır.
  • Eserde Felatun Bey mirasyedi, kendini iyi yetiştirememiş, batılılaşmayı yanlış anlamış alafranga züppe tipini, Rakım Efendi küçük yaşta yetim kalmasına rağmen kendisini iyi yetiştirmiş, akıllı tutumlu yerli değer ve yargılara bağlı olan bir tiptir.
  • Romanın olay örgüsü Felatun Bey’le Rakım Efendi’nin maceraları etrafında şekillenmektedir.

Ahmet Efendi’nin Romanları

  • Alexandre Dumas Pere tarzında macera romanı: Hasan Mellah, HüseyinFellah, Dünyaya İkinci Geliş vb.- Jules Verne yolunda gezi ve bilimkurgu romanı: Acaib-i Âlem, AhmetMetin ve fiirzat.– Harika romanı (Do¤a üstü güçlerden söz eden romanlar): Çengi

    – Köy romanı: Bahtiyarlık.

    – Tarihî roman: Yeniçeriler, Arnavutlar – Solyotlar vb.

    – Romantizme bağlı roman: Yeryüzünde Bir Melek

    – Realist roman: Henüz On Yedi Yaşında

    – Natüralist roman: Müşahedat, Taaffüf.

3.İNTİBAH (NAMIK KEMAL)

  • Eser ilk olarak ‘’Son Pişmanlık” adıyla, ancak sansür nedeniyle intibah adıyla 1876’da yayınlanmıştır.
  • Eser romantizm akımına bağlı kalınarak yazılmış olmakla birlikte, klasik edebiyat geleneğinden gelen özelliklere de rastlanır.
  • Eserin konusunu çocukların eğitimi, dış dünyadan uzak büyütülen çocukların dış dünyada kötülülerin oyunlarına düşebileceği teması üzerinde durulmaktadır.
  •  İntibah’ın mesajı ‘’ gençlere hayat tecrübesinin erken çağlardan itibaren kazandırılması lüzumu’’ olarak ortaya çıkar.
PÜF NOKTASI: Namık Kemal’in İntibah adlı romanı Batı roman tekniğiyle yazılması, eserde realist tasvirler ve mekânlara yer verilmesi,

psikolojik çözümlemelere gidilmesi bakımından Türk edebiyatının ilk edebi romanı olarak kabul edilmektedir.

  • Eserin kahramanları Ali Bey, Mahpeyker, Dilaşup, Atıf Bey, Abdullah Efendi’dir.
  • Eserin olay örgüsünü, küçük yaşlardan itibaren dış dünyaya kapalı olarak yetiştirilen Ali Bey’in yirmi yaşından itibaren, memuriyet hayatına başlamasıyla birlikte düşkün bir kadın olan Mahpeyker’e aşık olması ve Mahpeyker’in oyunlarına düşmesiyle başından geçen maceraları oluşturmaktadır.

4.CEZMİ (NAMIK KEMAL)

  • Cezmi 1880 yılında yazılmıştır.
  • Cezmi konusunu 16 yüzyılda II. Selim devrinde başlayıp aralıklara yarım yüzyıl kadar devam eden Osmanlı-İran savaşlarından almaktadır.
PÜF NOKTASI: Namık Kemal’in Cezmi adlı romanı Türk edebiyatında ilk tarihi roman olarak kabul edilmektedir.


5.SERGÜZEŞT  (SAMİ PAŞAZADE SEZAİ)

  • Sergüzeşt 1888’de yayınlanmıştır
  • Türk edebiyatında romantizmden realizme geçiş sürecinin ilk eseri olarak kabul edilmektedir
  • Eserde vurgulanan en önemli konu esarettir. Bu eserde insanın hayvan gibi alınıp satılamayacağı, esir dahi olsa her insanın duyguları hayalleri ve en önemlisi de bir kalbi olduğu gerçeği ön plana çıkmaktadır.
  • Roman kişileri Dilber, Celal Bey, Asaf Paşa,  Zehra Hanım, Cevher, Lutfiye, Mustafa Efendi, Taravet, Hacı Ömer Efendi, Atiye
  • Kısaca olay örgüsünü, dokuz yaşında esircilere satılmak üzere Kafkasya’dan kaçırılan Dilber’in kölelik sürecinde başından geçenler ve Celal Bey’e olan aşkı oluşturmaktadır.

6. ARABA SEVDASI (RECAİZADE MAHMUT EKREM)

  • Eser 1898 yılında yayınlanmıştır.
  • Eser batılılaşmanın yanlış anlaşılmasını konu edinmektedir.
PÜF NOKTASI: Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt adlı romanı Türk edebiyatındaki ilk realist romandır.
  • Roman kişileri Bihruz Bey, Keşfi Bey, Periveş’tir.
  • Eserin olay örgüsünü, bütün merakı zarif faytonuyla gezinti yerlerinde dolaşıp hava atmak, herkesten daha şık giyinmeye çalışmak, Türkçe konuşmalar arasında Fransızca kelimeler kullanmak olan Bihruz Bey’in Çamlıca gezilerinde görüp sevdiği kötü bir kadın olan Periveş’e duyduğu aşk çevresinde gelişen olaylar oluşturmaktadır.

7. KARABİBİK (NABİZADE NAZIM)

  • Eser 1890’da yayınlanmıştır.
PÜF NOKTASI:Nabizade Nazım’ın  Karabibik adlı romanı Türk edebiyatındaki  ilk köy romanıdır.
  • Eser, roman değil, uzun öykü olarak da değerlendirilmektedir.
  • Roman Antalya’nın Kaş ilçesinin bir köyünde yaşayan Karabibik adlı köylünün yaşam mücadelesini konu edinmektedir.
  • Eserde Natüralizm akımının etkileri görülmektedir.
  • Eserin karakterleri Karabibik ve kızı Huri’dir.

8. ZEHRA (NABİZADE NAZIM)

  • Zehra,1894’de Servetifünun’da tefrika olarak yayımlanmıştır.
  • Türk edebiyatının ilk psikolojik roman denemesi kabul edilir.
  • Roman karakterleri Zehra, Suphi, Sırrı Cemal, Muhsin Bey’dir.
  • Eserin konusunu kıskançlık oluşturmaktadır.
  • Eserin olay örgüsünü, çok kıskanç bir karakter olan Zehra’nın Suphi ile olan evliliğinde yaşadıkları oluşturmaktadır.

TİYATRO:

 

GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU MODERN TÜRK TİYATROSU
Geleneksel Türk tiyatrosunda görülen meddah, ortaoyunu gibi türlerde güldürme ögesi ön plandadır. Modern Türk tiyatrosunda görülen türlerde acıklı ve gülünç öğeler iç içe verilmiştir.
Belirli temalar, şive taklitlerine ve yanlış anlaşılmalar üzerine kuruludur. İnsan duygularını, yaşanan ve yaşanması mümkün olay ve durumları konu alarak olay örgüsü oluşturulur.
Oyunlarda görülen kahramanlar tip olarak karşımıza çıkar. Kahramanlarda tiplerde kullanılmakla birlikte karakterler de oluşturulmaktadır.
Yazılı metine bağlı olarak değil doğaçlama oluşturulurlar. Belirli bir metine bağlı olarak oluşturulurlar.
Belirli bir dekor, tiyatro binası, kostüm gibi özellikler aranmaz. Tiyatro binaları, kurulmuş sahne ve dekor kostüm özellikler aranmaktadır.
Olaylar üzerine kurulu olay örgüsü vardır. Olaylar ve kişinin psikolojik özellikleri, yaşantıları üzerine kurulu olay örgüsü vardır.

BOMBA BİLGİ: Tanzimat Dönemi’nde yazılan ilk tiyatro eseri Hayrullah Efendi tarafından yazılan  hikāye-i İbrahim Paşa be İbrahim Gülşeni adlı eserdir. Eser, konusunu Kanuni devrinden alan ve dört perdeden on bir tablodan oluşan küçük bir dramdır.

ŞAİR EVLENMESİ( ŞİNASİ)

  • Eser 1859 yılında yazılmış 1860 yılında Tercüman-ı Ahval’de tefrika edilmiştir.
  • Eser tek perdelik komedi türünde bir piyestir.
  • Eserin konusunu birbirini görmeden görücü usulüyle evlenme oluşturur. Eserin konusu basit olmakla birlikte eserin kurgusu oldukça sağlamdır.
  • Eserde batılı tarzda tiyatro türünün özelliklerinin yanı sır geleneksel Türk tiyatrosunun özellikleri de eserde görülmektedir.
  • Eserde sade bir dil anlayışı kullanılmıştır.
  • Eser teknik bakımda zayıf olmakla birlikte tiyatro türünü Türk toplum ve edebiyatına tanıtmak ve kazandırmak bakımından büyük önem taşımaktadır.
  • Eserin karakterleri Müştak Bey, Kumru Hanım, Sakine Hanım, Hikmet Bey, Ziba Dudu, Habbe Kadın, Atak Köse’dir.

VATAN YAHUT SİLİSTRE (NAMIK KEMAL)

  • Namık Kemal’in ilk tiyatro eseridir.
  • Eser konusunu 1853-1856 Türk-Rus (Kırım savaşı) savaşlarından almaktadır.
  • Eserin konusunu vatanseverlik ve kahramanlık duyguları oluşturmaktadır.
  • Eserde cepheye giden sevgilisinin ardından erkek kılığına girerek savaşa giden vatanperver Türk kızı Zekiye’nin aşkı etrafında gelişen olaylar anlatılmaktadır.
  • Namık Kemal bu eserinde vatanperverlik ve İslam birliği fikri üzerinde durmaktadır.
  • Eserin karakterleri Zekiye, İslam Bey, Sıtkı Bey, Abdullah Çavuş’tur.

      CELALEDDİN HARZEMŞAH (NAMIK KEMAL)

  • Namık Kemal bu eserine Magosa’da başlayıp 1881 yılında Midilli’de tamamlamıştır.
  • Eserin konunu İslam alemini tehdit eden Moğol İstilalarına karşı Celaleddin Harzemşah’ın giriştiği mücadeleler oluşturmaktadır.
  • Eser on beş perdenden oluşmaktadır.
  • Namık Kemal bu eserinde İslam birliği fikrini kuvvetle işlemektedir.

ZAVALLI ÇOCUK (NAMIK KEMAL)

  • Namık Kemal’in romantizm etkilerinin açıkça görüldüğü tiyatro eserlerinden biridir.
  • Eserin konusunu annesinin menfaatleri için sevdiği delikanlı yerine sevmediği bir adamla zorla evlendirilen genç kızın yaşadığı felaketler oluşturmaktadır.

  GÜLNİHAL (NAMIK KEMAL)

  • Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir. Oyunun asıl adı Rāz- Dil iken sansür nedeniyle Gülnihal olarak değiştirilmiştir.
  • Gülnihal’in konusunu, 19. yüzyıl başında yarı feodal bir Rumelişehrinde geçen zulme karşı bir isyan vakası oluşturmaktadır.

    AKİF BEY (NAMIK KEMAL)

  • Namık Kemal’in Magosa’ da yazdığı beş perdelik bir oyundur.
  • Eser yalnızca karakter üzerine kuruludur.
  • Eserin içinde aruz dışında heceyle yazılmış şiirlerde bulunmaktadır.

    ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR (RECAİZADE MAHMUT EKREM)

  • Eserde konu Binbir Gece Masallarından alınmış ve Türk toplumunun yapısına uyarlanmıştır.
  • Eserin konusunu, Kadı Azmi Efendi’nin, kaymakamı çekememesi ve kaymakamın kızını işsiz güçsüz bir seyyahla (İhsan, aslında Vali’nin oğludur) evlendirmek i için yaptığı düzenbazlık ve kendi kazdığı kuyuya kendisinin düşmesi üzerine yaşanan olaylar oluşturmaktadır.

  TARIK (ABDÜLHAK HAMİT TARHAN)

  • Eserin konusunu İslam –Arap tarihi oluşturmaktadır.
  • Eserin dili ağırdır.
  • Eser Abdülhak Hamit’tin diğer tiyatro eserlerinde olduğu gibi oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.

Paragrafta Hız ve Tanzimat Edebiyatı-3= Edebiyat Türleri der ki MİZAH VE HİCİV

Mizah ve hiciv türlerinde verilen örnekler:

Paragrafta Hız ve Tanzimat Edebiyatı-3= Edebiyat Türleri der ki

  • Batılı anlamda ilk mizah örneği Edhem Pertev Paşa’nın Av’ava-namesidir.
  • Ziya Paşa’nın, Ali Paşa’nın Girit yenilgisini anlattığı Zafername adlı eseri dolaylı mizah yoluyla hiciv, satir, türünün örneğini oluşturmaktadır.
  • Mizah türü ise daha çok dergicilik faaliyetleriyle karşımıza çıkmaktadır.
  • Direktör Ali Bey’in ilk mizah dergisi Diyojen’de yayınlanan Lehcetü’l Hakaayık, Seyyareler adlı iki mizahı yazısı bulunmaktadır.

Bu dönemde çıkan mizah dergi ve gazeteleri :

  • Teodor Kasap tarafından çıkarılan, Diyojen, Hayal ve Çıngıraklı Tatar.
  • Mehmet Tevfik tarafından çıkarılan, Çaylak.
  • Ebuzziya Tevfik ve Kemalpaşazade Sait tarafından çıkarılan,
PÜF NOKTASI: Terakki ilk Türkçe mizah dergisidir.
  • Zakarya Beykozluyan tarafından çıkarılan
  • Milhaliki Efendi tarafından çıkarılan Şafak .

EDEBİ TENKİD

Türk edebiyatında batılı anlamda edebi tenkid anlayışı Tanzimat Dönemi’nde başlamıştır.

Bu dönemde görülen eserleri kısaca incelenirse:

Ziya Paşa’nın,

Şiir ve inşa makalesi. Ziya Paşa bu makalesinde divan edebiyatını eleştirerek halk edebiyatının önemini vurgulamıştır.

Harabat mukaddimesi, Ziya Paşa Harabat antolojisinin önsözünde divan şiirini yücelterek, halk şirini eleştirmiştir.

Namık Kemal’in

Lisân-ı Osmanî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir: Namık kemal’in Türk edebiyat ve fikir hayatında dil ve edebiyatın problemlerini ilk ve en geniş olarak ele aldığı makalesidir.

Tahrib-i Harâbât : Magosa’da kaleme alınan bu eser, Ziya Paşa’nın Harâbât adıyla yayınladığı üç ciltlik antolojisinin birinci cildini ve bilhassa mukaddime bölümünü eleştirmek için yazılmıştır.

Takîb : Magosa’da yazılan bu yazı Ziya Paşa’nın Harâbât’nın ikinci ve üçüncü cildini tenkit eder. Eserin bir diğer adı Takib-i Harâbât’tır.

irfan Paşa Mektubu: Namık Kemal’in bir diğer eleştiri türündeki eseri İrfan Paşa Mektubu’dur. Bu eser de Magosa’da kaleme alınmıştır. Eserin amacı eski şiiri yermektir.

Bahâr-ı Dâniş Mukaddimesi: Yine Magosa’da yazılan bu yazı, Hindli Şeyh İnâyetullah Kanbu’nun Urdu dilinde kaleme aldığı Bahar-ı Dâniş adlI eserinin Namık Kemal tarafından yapılan Türkçe çevirisinin “önsöz”üdür. Yazar bu “önsöz”de İran edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkisini tahlil ve tenkit eder.

Mukaddime-i Celâl:

Paragrafta Hız ve Tanzimat Edebiyatı-3= Edebiyat Türleri der ki Victor Hugo’nun Cromwell Önsözü’nden esinlenerek yazıldığı da iddia edilen ve dokuz alt bölümden oluşan bu edebî eleştiri çok genel bir yaklaşımla birkaç ana başlık altında ele alınabilir: Eski Edebiyatın Hayal Dünyasına Yöneltilen Eleştiriler, Gazete ve Gazetecilik Faaliyetlerine Yönelik Değerlendirmeler, Eğitim, imlâ, Siyasî Makale, Roman, Tiyatro.

Muallim Naci,

Eski edebiyat anlayışını savunduğu Demdeme adlı yazısı.

Recaizade Mahmut Ekrem,

Muallim Naci ve taraftarlarına karşı yeni edebiyat anlayışını savunduğu III. Zemzeme Mukaddimesi.

0

Öğrenciler Paragraf Sorularını Neden Çözemiyor?

Gönderen:

Öğrenciler Paragraf Sorularını Neden Çözemiyor?

Bilindiği gibi her paragraf bir amaç için yazılır ve yazar bu amacına uygun bir anlatım biçimi seçer.

  1. Eğer yazar yazısında bilgi verecekse başvuracağı anlatım biçimi “AÇIKLAMA”dır.
  2. Eğer yazısını kişisel bir düşünceyi benimsetmek amacıyla yazmışsa başvuracağı anlatım biçimi “TARTIŞMA”dır.
  3. Eğer yazar yazısında görsel ögeler ve ayırıcı özellikler vererek bir varlığı ya da bir doğa parçasını anlatıyorsa başvuracağı anlatım biçimi “BETİMLE”dir.
  4. Eğer yazar yazısında kişi,yer ve zaman vererek bir olayı veya bir durumu anlatıyorsa başvurduğu anlatım biçimi “ÖYKÜLEME”dir.

SAPTAMA: İşte, öğrencilerin bir yazıyı okurken öncelikle yazarın hangi amacı güttüğünü belirlemesi gerekir.

Öğrenciler Paragraf Sorularını Neden Çözemiyor?

Keza bir yazar yazısını oluştururken amacını daha iyi anlatmak için başvurduğu bir düşünceyi geliştirme yolu vardır.

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

1.Karşılaştırma

Varlıklar, olaylar, kavramlar ve aklımıza gelebilecek her şey arasında benzerlik ve farklılıktan yararlanarak kıyas yapmaya karşılaştırma denir. – Ahmet de Mehmet gibi çok çalışıyordu. – Ahmet Mehmet’ten daha çok çalışıyordu.

Püf Noktası! Karşılaştırma için “en, çok, göre, daha, denli, kadar…” gibi sözcüklere odaklanın!

Karşılaştırma iki biçimde yapılır:

Benzerliklerden Yararlanma

Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır. Örnek: Andre Maurais’ya göre hikâye, romandan çok tiyatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir “perde”ye ihtiyacı vardır.

Karşıtlıklardan Yararlanma

Varlık ya da kavramların yalnız karşıt yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur.

2.Benzetme

 

Bir kavramı ya da varlığı diğeri gibi gösterme ya da düşündürmeye denir.

– Aşk da ateş gibidir. İkisi de yakar. – Gelincikler bir küçük çocuk gibi el sallıyor.

3. Alıntılama

 

Bir düşünceyi pekiştirmek için birinden bir söz almaya ya da bir yazıdan bir bölüm alıp yazısında kullanmaya denir. Bu söz ayet, hadis, atasözü olabilir.

– Şiir derin bir iç çekiştir, der Haşim. (Alıntılama) -Ağaç yaşken eğilir, der atalarımız. Alıntı Dikkat! Alıntı bir iddiayı ispatlamak için kullanılırsa aynı zamanda tanık gösterme olur.

3.Tanık Gösterme

 

Herhangi bir iddiayı pekiştirmek için o konuda uzman birinin görüşlerinden yararlanmaya denir.

– Hafız Nuri: “Kur’an ancak tecvitle okunur.” derdi. Başından beri savunduğum görüşü destekleyen bir kişi bulmuştum artık.

İki şekilde yapılır:

1.Uzman kişinin sözü olduğu gibi alınabilir. “Bir insanın son umutları gibidir şu sonbahar!” demiş bir yazar. Bu sözün içinde geçen yılların bütün anıları vardır. Derin bir acı, içten bir özleyiş…

2.Uzman kişinin düşüncesi dolaylı yoldan verilebilir. Yunus, hayatın bir bilmece olduğunu söyler. Evet, tam da dediği gibidir…

4. Örnekleme

 

Bir açıklamayı, araştırmayı, tartışmayı desteklemek için başvurulan bir yöntemdir. – Şiirimizi yabancı etkilerden uzak tutan kuşaklar da yok değil: Hececiler, Genç Kalemler…

Püf Noktası! Bir sözün örnekleme olup olmadığını anlamak için o sözün başında “örnek olarak, örneğin, misal olarak…” gibi sözlerin bulunması gerekir. Cümlede bu sözcükler yoksa bu sözcükleri bizim yakıştırmamız gerekir.

5.Tanımlama

 

Bir kavramın ne olduğunu belirlemeye denir. Tanım, “Neye denir ve nedir?” sorularının yanıtıdır. – Sevgi, sonsuzluk kapılarını açan bir anahtardır. – Sokak, şairlerin yalnızlıklarını paylaştığı imgeye denir. Dikkat! Tanım bir kavramın ne olduğunu belirler, ne olmadığını değil. – Şiir kendinden geçme sanatı değildir. (Bu cümle tanım cümlesi değil.)

6. Abartma

 

Bir kavramı olduğundan büyük ya da küçük göstermeye denir. – Sinek kartalı kanatlarından tutup yere vuruyordu.

7. Karşıtlık

 

Aykırı düşünce ve sözcüklerin bir kavramda toplanması: yaşayan ölüler. / Seni almak için seni verdim / Yaşamak için medfene girdim

Dikkat! Cümleler birbirine “ama, tersine, halbuki, fakat, oysa… vb.” sözcükleriyle karşıtlık ilgisiyle bağlanır.

Örnek: -Dizelerinde avazı çıktığı kadar susması bundan. Bu suskunluk, okur için bir sağaltım süreci aynı zamanda.

8. Nesnellik

 

Yorum ve kişisel görüş içermeyen yargılara denir. Nesnel yargı, kanıtlanabilir yargıdır. – Dünden beri yağmur yağıyor. (nesnel) – Kitabın son sayfası yırtıktı. (nesnel)

9.Öznellik

 

Yorum içeren, kişisel kanılara dayanan yargılardır. Öznel yargı, kanıtlanamaz yargıdır.

Kanı Nedir? Görüş ve düşüncelere kanı denir. Kanıların tamamı özneldir.

10. İzlenim

 

İzlenim, bir nesnenin ya da durumun duyular yoluyla insan üzerinde bıraktığı etki, intiba.

11. Üslup (Biçem)

 

Bir işin nasıl yapıldığı ile ilgili yargılara denir. Dikkat Edebi metinlerde daha çok bir yazının anlatımının nasıl olduğunu bildiren yargılardır. Yani yazının dilsel özelliklerini ele alan yargılara denir.

12. Sayıp Dökme (Söz sanatı terimi)

 

Bir işin türlü hallerini, bir şeyin bütün parçalarını zihne çarpacak şekilde art arda sıralayıp söyleme.  “İmgeler zenginiydi bu kent. Boğaziçi, erguvanlar, Galata Köprüsü, balıkçılar, martılar, vapurlar, İstiklal Caddesi kentin gürültüsü…” yargısında sayıp dökme vardır.

 

13. Sorulara Başvurma

 

Biçim yönünden soru özellikli olduğu hâlde soru sormak, cevap istemek amacıyla kullanılmayan cümledir. Bu cümleler çoklukla bir duyguyu vermek amacıyla kurulur.
Kendi kadrini bilmeyen, dostun kıymetini nereden bilsin?

-Onun, gençliğinde ne yaman güreştiğini bilmez miyim? -Sana hiç hediye almaz olur muyum? -Sizinle gelmeyi nasıl istemem?

İki tür soru cümlesi var: 1. Kendi kendimize sorduğumuz sorular – Benim mi dünyam karardı? (Bunlara sözde soru cümlesi denir) 2. Başkasına sorduğumuz sorular – Arkadaşlar, bu kitaplar benim mi? (Bunlara gerçek soru cümlesi denir.)

14. Nitelendirmelere Yer Verme

 

Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik.
Metinde varlıkların nasıl oldukları verilmişse nitelendirmelere yer verilmiş demektir.

 

15.Kanıtlama

 

Anlatılanları kanıt göstererek ispatlama. Dikkat! Kanıtlama için sayısal veriler, alıntılar, tanıklar önemlidir.

16. Sayısal Verilere Yer Verme

 

Herhangi bir saptama (araştırma) veya bir iddiayı delillendirmek çin başvurulan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Sayısal veri tek de olabilir birden çok da olabilir. Örnek: – Türkiye’de her 10 kişiden biri düzenli olarak dişin fırçalamaktadır.(tek veri) – Türkiye’de kitap okurlarının %20si Bursa %30u İzmir %18i İstanbul’da bulunmaktadır.(çok veri)

17. İlişki Kurma

 

İki kavram arasındaki ilgiden üçüncü bir hüküm çıkarma durumudur. Bir olayın ya da olgunun kendisine benzeyen bir başka olaya bağlanarak anlatılmasına ilişki kurma denir. Örnek: Ben, hasta ruhları ve sinirli insanları daima yüzlerinin tebessümlü olup olmamasıyla teşhis ederim. Sinirli adamların yüzleri gülmez. Tebessümden mahrum bir çehre gördüğü zaman, derhal bunun bir sinir hastasına ait olduğunu anlarım. Tebessüm, ruhun sağlamlığı kadar, saadetin de müjdecisidir.

18.Dolaylı Anlatım

 

Alıntılanmak istenen ifadelerin olduğu gibi değil ikinci kişinin ağzından aktarılmasına denir. Örnek: – Buraların daha önce temiz olduğunu söylerdi. – Ona göre hayat gerçekten zormuş. – Belediye yolların yarın kapalı olacağını açıklamış.

19. Duyusal Anlatım

Beş duyudan yararlanarak anlatılanları somutlaştırmaya duyusal anlatım denir. Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama duyularına seslenen ayrıntılar olmalıdır.

20. Birinci Kişili Anlatım

 

Yüklemin birinci tekil veya birinci çoğul şahıslara göre çekimlenmesidir.

İşte, bir öğrenci bir yazıyı okurken öncelikle hangi anlatım biçimine ve düşünceyi geliştirme yoluna başvurulduğunu bilmesi gerekir. Çünkü bunu bilmek,amaçlı okuma yapmamızı sağlar. Bunları bilmeden girişilecek okuma amaçsız ve gelişigüzel bir okuma olacaktır.

Faysal DAL

0
2 Sayfa 1 12
error: İçerik Korumalıdır !!