Anlatım Şekilleri

Paragrafın yazılış amacını belirten yöntemler ve tekniklere denir. Esas olarak dört anlatım şekli vardır.

Dikkat! Anlatım biçimleri paragrafın yazılış amacını belirler. Yani paragrafın niçin yazıldığını bildirir.

Bir Paragraf Dört Amaç Yazılabilir:

1.Amaç: Herhangi bir konu hakkında bilgi vermek.

Bunun için kullanılacak anlatım biçimi “Açıklama” dır.

Püf Noktası! Paragrafa “ Bu parçadan bilmediğim ne öğrendim?” sorusu sorularak yanıt aranır. Parçadan bilmediklerinizi öğrendiyseniz o parçada açıklama vardır.

2.Amaç: Kendi kanılarını okura inandırmak.

Eğer “ Parçada hangi görüşlerim değişti?” sorusunun yanıtı varsa parça “tartışma” paragrafıdır

3.Amaç: Yaşadıklarını yer, zaman ve şahıs göstererek bir olayı ya da bir durumu anlatmak.

Eğer bir paragrafta “ Anlat bakalım ne oldu ?” sorusunun yanıtı varsa paragraf Öyküleme paragrafıdır.

4.Amaç: Gördüklerini okurda izlenimler bırakarak anlatmak.

Eğer parçada bir eylemin ya da olayın nasıl olduğu anlatılıyorsa o paragrafta Betimleme vardır.

KARŞILAŞTIRMA

Varlıklar, olaylar, kavramlar ve aklımıza gelebilecek her şey arasında benzerlik ve farklılıktan yararlanarak kıyas yapmaya karşılaştırma denir.

– Ahmet de Mehmet gibi çok çalışıyordu.

– Ahmet Mehmet’ten daha çok çalışıyordu.

Püf Noktası! Karşılaştırma için “en, çok, göre, daha, denli, kadar…” gibi sözcüklere odaklanın!

Karşılaştırma üç biçimde yapılır

1) Benzerliklerden Yararlanma

Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır.

Örnek: Andre Maurais’ya göre hikâye, romandan çok tiyatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir “perde”ye ihtiyacı vardır.

2) Karşıtlıklardan Yararlanma

Varlık ya da kavramların yalnız karşıt yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur

3) İlişki Kurma

İki olay ya da iki durum arasındaki benzerlikten yararlanarak düşüncenin somutlaşması sağlanır.

Örnek: Hayvanlar da insanlar gibi bazı davranışlar sergiler.

BENZETME

Bir kavramı ya da varlığı diğeri gibi gösterme ya da düşündürmeye denir.

– Aşk da ateş gibidir. İkisi de yakar.

– Gelincikler bir küçük çocuk gibi el sallıyor.

ÖYKÜLEME

– Öyküleme, kurgulanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır.

– Öyküleyici anlatımda temel amaç okuyucuyu olay içinde yaşatmak ve onu bu yolla etkilemektir.

– Öyküleyici anlatımda olay, bir zaman sırasına göre, birbirini izleyen eylemler halinde verilir.

Güdülen amaca ve anlatılan olayların niteliğine bağlı olarak öykülemeler ikiye ayrılır:

a) Sanatsal Öyküleme:

Okuyucuyu olay içinde yaşatmayı ve olaya ortak etmeyi amaçlar. Öykü ve roman gibi edebi türlere özgü olan bu öyküleme türünde olaylar canlı bir akış içinde verilir. Dil, öznel ve etkileyicidir.

Örnek :

Sokağın ortasında yapayalnız kalan ihtiyara yaklaştım. Saygılı ve sıcak bir şekilde iyi olup olmadığını sordum. Beni duymadı. Omzuna dokunup biraz daha yüksek sesle yineledim sorumu. Tuhaf tuhaf bana baktı. Sanki “Niye böyle bir soru soruyorsun,” der gibi.

b) Açıklayıcı Öyküleme:

Bilgilendirme, öğretme amaçlı betimleme türüdür. Bir olayın, bir deneyin oluşumu anlatılırken, bir aracın işleyişi ya da bir işin yapılışı açıklanırken bu anlatım biçimi kullanılır. Olaylar, eylemler düz bir anlatımla verilir.

Öykülemenin Betimlemeden Farkı Nedir?

Öyküleme, anlatım tekniği bakımından betimlemeye benzer; ancak betimlemede yazarın izlenimleri söz konusuyken öykülemede olayın aktarımı, eylemlerin oluş sırasına göre verilişi esastır.

ALINTILAMA

Bir düşünceyi pekiştirmek için birinden bir söz almaya ya da bir yazıdan bir bölüm alıp yazısında kullanmaya denir. Bu söz ayet, hadis, ata sözü olabilir.

– Şiir derin bir iç çekiştir, der Haşim.(Alıntılama)

-Ağaç yaşken eğilir, der atalarımız. ( Alıntı )

Dikkat! Alıntı bir iddiayı ispatlamak için kullanılırsa aynı zamanda tanık gösterme olur.

TANIK GÖSTERME

Herhangi bir iddiayı pekiştirmek için o konuda uzman birinin görüşlerinden yararlanmaya denir.

– Hafız Nuri: “Kur’an ancak tecvitle okunur.” derdi.

Başından beri savunduğum görüşü destekleyen bir kişi bulmuştum artık.

İki şekilde yapılır:

1.Uzman kişinin sözü olduğu gibi alınabilir.

“Bir insanın son umutları gibidir şu sonbahar!”

demiş  bir yazar. Bu sözün içinde geçen yılların

bütün anıları vardır. Derin bir acı, içten bir özleyiş…

2.Uzman kişinin düşüncesi dolaylı yoldan verilebilir.

Yunus, hayatın bir bilmece olduğunu söyler. Evet, tam da dediği gibidir…

ÖRNEKLEME

Bir açıklamayı, araştırmayı, tartışmayı desteklemek için başvurulan bir yöntemdir.

– Şiirimizi yabancı etkilerden uzak tutan kuşaklar da yok değil: Hececiler, Genç Kalemler…

Püf Noktası! Bir sözün örnekleme olup olmadığını anlamak için o sözün başında “örnek olarak, örneğin, misal olarak…” gibi sözlerin bulunması gerekir. Cümlede bu sözcükler yoksa bu sözcükleri bizim yakıştırmamız gerekir.

Dikkat! Örneklemeden önce mutlaka ya bir saptama ya da kişisel iddia vardır.

TANIMLAMA

Bir kavramın ne olduğunu belirlemeye denir. Tanım, “Neye denir ve nedir?” sorularının yanıtıdır.

– Sevgi, sonsuzluk kapılarını açan bir anahtardır.

– Sokak, şairlerin yalnızlıklarını paylaştığı imgeye denir.

Dikkat! Tanım bir kavramın ne olduğunu belirler, ne olmadığını değil.

– Şiir kendinden geçme sanatı değildir. (Bu cümle tanım cümlesi değil.)

TARTIŞMA

Bir iddiayı, bir savı çürütmek için başvurulan bir anlatım biçimidir.

Püf Noktası! Tartışma konuşma (sohbet) üslubuyla yazılır. Tartışmada bol bol soru sorulur.

– Sanat mı daha eskidir, yoksa insan mı? Bence sanat daha eskidir çünkü sanat Allah’la birlikte vardır. Allah nasıl ki her zaman vardı sanat da her zaman vardı. Yani sanat insanla ilişkilendirilemez, olsa olsa sanatın dumanı insanı etkilemiştir.

ABARTMA

Bir kavramı olduğundan büyük ya da küçük göstermeye denir.

– Sinek kartalı kanatlarından tutup yere vuruyordu.

KİŞİLEŞTİRME

İnsan dışındaki kavramları insan gibi düşündürmeye denir.

– Serçeler bile bayramlaşıyor ama kapımda tık yok. Allah’ım bu ne koyu yalnızlık!

KARŞITLIK

Aykırı düşünce ve sözcüklerin bir kavramda toplanması:

Örnek:

-Dizelerinde avazı çıktığı kadar susması bundan.Bu suskunluk, okur için bir sağaltım süreci aynı zamanda.

NESNELLİK

Yorum ve kişisel görüş içermeyen yargılara denir.

Nesnel yargı, kanıtlanabilir yargıdır.

– Dünden beri yağmur yağıyor. (nesnel)

– Kitabın son sayfası yırtıktı. (nesnel)

ÖZNELLİK

Yorum içeren, kişisel kanılara dayanan yargılardır.

Öznel yargı, kanıtlanamaz yargıdır.

– Bu çocuğu çok sevdim. (öznel)

– Romanın anlatımı yoğundu. (öznel)

Parçada yazar daha ilk cümlede sözünü ettiği yazarla ilgili öznel görüşlerini paylaşıyor.

Kanı Nedir?

Görüş ve düşüncelere kanı denir. Kanıların tamamı özneldir.

İZLENİM

İzlenim, bir nesnenin ya da durumun duyular yoluyla insan üzerinde bıraktığı etki, intiba.

ÜSLUP

Bir işin nasıl yapıldığı ile ilgili yargılara denir.

Dikkat! Edebi metinlerde daha çok bir yazının anlatımının nasıl olduğunu bildiren yargılardır. Yani yazının dilsel özelliklerini ele alan yargılara denir.

SAYIP DÖKME

(Söz sanatı terimi) Bir işin türlü hallerini, bir şeyin bütün parçalarını zihne çarpacak şekilde art arda sıralayıp söyleme. “

“İmgeler zenginiydi bu kent. Boğaziçi, erguvanlar, Galata Köprüsü, balıkçılar, martılar, vapurlar, İstiklal Caddesi kentin gürültüsü…”  yargısında sayıp dökme vardır.

SÖZDE SORU CÜMLESİ

Biçim yönünden soru özellikli olduğu hâlde soru sormak, cevap istemek amacıyla kullanılmayan cümledir. Bu cümleler çoklukla bir duyguyu vermek amacıyla kurulur.

Kendi kadrini bilmeyen, dostun kıymetini nereden bilsin?

-Kim yemez bu yemeği?

-Ne parası, kuruş almadık kendisinden?

-Onun, gençliğinde ne yaman güreştiğini bilmez miyim?

-Sana hiç hediye almaz olur muyum?

-Sizinle gelmeyi nasıl istemem?

İki Tür Soru Cümlesi Var:

1. Kendi kendimize sorduğumuz sorular

– Benim mi dünyam karardı?

(Bunlara sözde soru cümlesi denir).

2. Başkasına sorduğumuz sorular

– Arkadaşlar, bu kitaplar benim mi?

(Bunlara gerçek soru cümlesi denir.)

NİTELENDİRME

Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özelliktir. Niteleme için niteleme sıfatı veya durum zarfı aranmalıdır.

Sıcak bir haziran sabahı terli terli oturuyorum balkonumda.

KANITLAMA

Anlatılanları kanıt göstererek ispatlama.

Dikkat! Kanıtlama için sayısal veriler, alıntılar, tanıklar önemlidir.

BETİMLEME

Varlıklara görsellik kazandırarak anlatmaya ya da varlıkları somutlamaya denir.

Dikkat! Bir parçada “benzetme, kişileştirme, beş duyuya seslenen ayrıntı ve niteleyici sözcükler” varsa o parçada kesin betimleme vardır.

İzlenimsel – Sanatsal Betimleme:

Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı betimleme türüdür. Varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtme amaçlanır. İnsanların iç dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı ruhsal betimlemeler de bu türe girer. Özel ayrıntılar üzerinde durulur. Yazar, anlatımına duygu ve yorumlarını da katar. Benzetmelere, yinelemelere, düşsel ögelere ve mecazlı söyleyişlere başvurur

SAYISAL VERİ

Herhangi bir saptama (araştırma) veya bir iddiayı delillendirmek için başvurulan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Sayısal veri tek de olabilir birden çok da olabilir.

Örnek:

– Türkiye’de her 10 kişiden biri düzenli olarak dişin fırçalamaktadır.(tek veri)

– Türkiye’de kitap okurlarının %20si Bursa %30u İzmir %18i İstanbul’da bulunmaktadır.(çok veri)

İLİŞKİ KURMA

İki kavram arasındaki ilgiden üçüncü bir hüküm çıkarma durumudur. Bir olayın ya da olgunun kendisine benzeyen bir başka olaya bağlanarak anlatılmasına ilişki kurma denir.

Örnek:

Ben, hasta ruhları ve sinirli insanları daima yüzlerinin tebessümlü olup olmamasıyla teşhis ederim. Sinirli adamların yüzleri gülmez. Tebessümden mahrum bir çehre gördüğüm (bilgi yelpazesi.net) zaman, derhal bunun bir sinir hastasına ait olduğunu anlarım. Tebessüm, ruhun sağlamlığı kadar, saadetin de müjdecisidir.

DOLAYLI ANLATIM

Alıntılanmak istenen ifadelerin olduğu gibi değil ikinci kişinin ağzından aktarılmasına denir.

Örnek:

– Buraların daha önce temiz olduğunu söylerdi.

– Ona göre hayat gerçekten zormuş.

– Belediye yolların yarın kapalı olacağını açıklamış.

DUYUSAL ANLATIM

Beş duyudan yararlanarak anlatılanları somutlaştırmaya duyusal anlatım denir.

Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama duyularına seslenen ayrıntılar olmalıdır.

BİRİNCİ KİŞİLİ ANLATIM

Yüklemin birinci tekil veya birinci çoğula göre çekimlenmesidir.

YİNELEME

Aralarında belli bir ses düzeni bulunan, biçim ve anlamca birbiriyle ilişkili aynı, yakın ya da zıt anlamlı iki veya daha çok kelimenin bir tek kelime gibi anlam göstermek üzere yan yana gelmesi ile oluşturulan kelime grubu: birer birer, delik deşik, köşe bucak, yalvarıp yakarmak, yorgun argın, düğün dernek, hısım akraba vb.

A. Aynı Kelimenin Tekrarı İle Kurulanlar: birer birer, teker teker, mışıl mışıl, dinleye dinleye, dura dura, bekleye bekleye, göre göre vb.

B. Eş Veya Yakın Anlamlı Kelimelerle Kurulanlar: ev bark, belli başlı, bitip tükenmek, delik deşik, doğru dürüst, köşe bucak, yalvarıp yakarmak, düğün dernek, yalan yanlış, soy sop vb.

C. Zıt Anlamlı Kelimelerle Kurulanlar: bata çıka, düşe kalka, yaza çize, doğru yanlış, iyi kötü, az çok, üst baş, analı babalı, karı koca, yaz kış vb.

D. Aynı Kelimenin Ön Sesinin Değiştirilerek Tekrarlanması İle Kurulanlar: ayak mayak, güzel müzel, yaka maka, kutlu mutlu, çeyiz meyiz, sandık mandık vb.

KİŞİLEŞTİRME

İnsan dışı kavramları ve varlıkları insan gibi düşündürmeye kişileştirme denir.

-Ağlayan bir taş görürsen beni hatırla!

AD AKTARMASI

Bir Sözcüğün benzetme amacı olmadan başka bir kavram yerine kullanılmasına denir.

-Evi gelecek hafta taşıyoruz.  (Evin eşyalarını)

-Sokağın ilk girişindeki apartmanda oturuyorum. (Apartmanın dairesi)

-Düşük bir maaşla beş canı besliyor. (İnsan)

-Biz Yahya Kemal’ i okuyarak yetiştik.  (Romanını)

– Törende bütün kasaba meydanda toplanmıştı. (Kasaba halkı)

-Batı’nın tavrını anlamak güç.  (Avrupa ülkeleri)

-Bardağını bitir de sana çay doldurayım. (Çayını bitir)

DÜŞSEL ÖGE

Gerçekte olması muhtemel olmayan anlatımlardır.

Kadın çocukluğunun sıcacık battaniyesine sarılmıştı. ( Düşsel Öge)

Parçada geçen “kentin insanlara en güzel deniz manzarası sunması” düşsel ögedir.

BİRİNCİLİ KİŞİLİ ANLATIM

Eylemlerin “ben ve biz “ kişilerince yapılmasıdır.

– O yıllarda henüz gencim.(ben)

– Yolun sonunu görmüştük.(biz)

DEVRİK CÜMLE

Yüklemi sonda olmayan cümleye devrik cümle denir.

Parçanın kimi cümlelerinde yüklem sonda olmadığı için devrik cümle örneklendirilmiştir.

MECAZ ANLAM

Bir sözcüğün ya da sözün gerçek anlamından çıkarak soyut anlamda kullanılmasına denir.

BAKIŞ AÇISI VE ANLATICI

Anlatıcı: Masalı, efsaneyi, hikayeyi, romanı okuyucu/ dinleyici durumundaki bizlere anlatan varlıktır.

Bakış Açısı: Herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır.

Anlatımda Bakış Açıları ve Anlatıcı Türleri Şunlardır:

1) Hakim Bakış Açılı Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı (İlahi = Tanrısal bakış açısı):
Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona “yazar-anlatıcı” da denilir.

2) Kahraman Bakış Açılı Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı:
Kahramanlardan birisidir. Bu anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi, daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikâyeler, çoğunlukla “otobiyografik” karakterlidir.

Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir.

3) Gözlemci Bakış Açılı (Ben veya O) Anlatıcı:
İtibarı dünyada olup bitenleri, sadece müşahede etmekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini adeta bir tarafsızlığı ile okuyucuya nakleder. Bir “yansıtıcı” konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme, görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi, kahramanların ruh hallerine de yetişemez.

Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır.

4) Çoğulcu Bakış Açısı ve Anlatıcıları:
Anlatıcılardan iki veya daha fazlasının aynı eserde kullanılması tarzıdır. Asıl çoğulcu bakış açısı, tek bir anlatıcının esas olduğu eserde, olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açılarına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir.

ANLATIM NİTELİKLERİ

 

AÇIKLIK

Anlamın tek ve net olduğu anlatımdır.. Açık anlatımdan birden çok yorum çıkmaz, herkes aynı şeyi anlar. Açıklığın olmadığı anlatımda belirsizlik olur.

DURULUK

Anlatımda, gereksiz sözcüğün bulunmamasıdır. Güzel ve etkili bir anlatımda gereksiz ek veya söz tekrarlarına yer verilmez. Bir yargıda gereksiz sözcük ve ekler varsa anlatım bozukluğu oluşur.

YALINLIK (SADELİK)

Anlatımın süsten (söz sanatları, ağır sözcükler ve özenli uzun cümlelerden) uzak olmasıdır. Karşıtı süslülüktür.

AKICILIK

Akıcılık, anlatımın pürüzsüz olması, hiçbir engele uğramadan akıp gitmesi demektir. Söyleyişi rahat sözcüklerden oluşmuş anlatımdır. Zor telaffuz edilir sözcüklerden oluşmuş anlatım akıcı değildir.

DOĞALLIK (=İÇTENLİK=SAMİMİYET)

Anlatımın zorlamalardan, yapmacıklıktan uzak olarak, içten bir anlatımla samimi bir şekilde yapılmasıdır.

ÖZGÜNLÜK

Anlatımın veya düşüncelerin başka bir anlatıma veya düşünceye benzememesi, hiçbir yapıtı veya düşünceyi taklit etmemesidir.

ÖZLÜLÜK

Az sözle çok şey anlatmaktır. Anlatım söz yığınından uzak, özet bir nitelik taşır. Özlülüğün ustaca kullanımı yoğunluk ve derinliği de beraberinde getirir. Böylece anlatım okura yeni anlamlar düşündürür, çok şey anlatır. Özdeyişler ve atasözleri özlü sözlerdir.

SÜRÜKLEYİCİLİK

Bir yazının konusunun ilginç ve merak edici olmasıdır.

ETKİLEYİCİLİK

Bir yazının okurun duygu ve düşüncelerini değiştirmesidir.