Kategorilenmemiş

Kuran ve Eleştirel Düşünce

Gönderen:

Kuran ve Eleştirel Düşünce

Kuran ve Eleştirel Düşünce 30 – Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler): “A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.(Bakara )

Bu Ayet Bize Ne Söylüyor?

Dikkat edilirse bütün evrenin sahibi olan Yüce Allah bütün azametine rağmen aslında görevleri sadece ibadet olan ve Allah’ın ortaya koyduğu emirleri yerine getirmekle mükellef olan meleklere gerçekleştireceği bir projeden söz ediyor. Yani bu proje için onların tepkilerini ölçmeye çalışıyor. Her şeyi bilen Yüce Allah aslında meleklerin hangi tepkileri vereceklerini de bilir ama buna rağmen bu projeyi onlara sunuyor. Acaba neden? Allah neden böyle bir şey yapsın? Şimdi bunu biraz düşünelim. Kur’an ve Eleştirel Düşünce

Acaba Neden?

Biliyoruz ki Yüce ve Mutlak Allah, her şeyi bir sebebe bağlar. Yani Kur’an’da anlatılan her örnek olayla Allah bir mesaj vermek ister. Peki bu ayetteki mesaj nedir dersiniz?
Rabbimiz bu ayetteki örnek olayla eleştirel düşüncenin önemine dikkat çekmektedir. Üstelik eleştirme, yorumlama, düşünce öne sürme yetenekleri olmayan meleklere bir projede söz hakkı vererek biz insanoğluna bir mesaj vermektedir.
Allah, projesine şaşırarak karşı çıkan melekleri azarlamadan onlara açıklamada bulunarak ön yargılı olduklarını ileri sürüyor.

Amaç Ne?

Burada Yüce Allah bize gerçek bir öğretmenlik yaparak tartışma ve eleştirme kültürünün nasıl olması gerektiğini muazzam bir üslupla anlatıyor:

  • Tartışmada karşı tarafı dinlemelisiniz. Bütün güç sizde bile olsa, bütün otorite siz bile olsanız  bir durumla ilgili karar alırken en alt basamaktaki personelin bile düşüncesine başvurmalısınız.

Bu Rabbani yönetimin bir şeklidir.
Bugün buna “demokratik tartışma kültürü” diyorlar. Bu kültür nasıl ve hangi ara olduysa İslam kültürünün  içinden şırınga ile çekilmiştir ve bunun yerine ilkel, dogmatik, skolastik, muhafazakar, bağnaz ve otoriteye körü körüne itaat, Rabbani düşünce biçiminin yerine kabul görmüştür. İslam alemi bu skolastik ve tektipçi düşünme modelini terk etmedikçe sittin sene belini dogrultamaz.

  • Tartışmada karşı taraf ön yargılı da olsa sinirlemeden, bağırmadan çağırmadan sükunet ve suhuletle açıklamalarda bulunmalısınız.

Dikkat edilirse mutlak otorite olan Yüce Allah meleklerin karşı çıkışlarına çok sakince açıklamada bulunarak cevap veriyor. Bu metodu yüz yıllardır İslam alemi terk etmiştir. Öğretmeni, imamı, müftüsü, siyasetçisi hemen hemen herkes Rabbani üsluptan uzak bir anlayışla diyalog geliştiriyor. İşin acıklı tarafı İslam alemi, bu üslup sorununu çözmek için Yüce Allah’tan gelen kitaba değil, Batılı kişisel gelişim kitaplarına ve semineristlere tonlarca para ödeyerek düzeltmeye çalışıyor. İslam alemi Yüce Allah’ın ve  Mübarek Resulün metodunu baş tacı etmedikçe sittin sene eleştirel tartışma kültürünü edinemez.

31 – Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: “Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.” dedi.(Bakara )

Kuran ve Eleştirel Düşünce

İşte Rabbani tartışma kültürünün şekli! Adem yaratıldı. Kendisine lazım gelecek ne kadar bilgi parçası varsa Yüce Allah ona yükledi ve meleklerin huzuruna getirildi. Şimdi bu sahneyi izleyelim. Muazzam bir tiyatral gösteri ve Yüce Allah’ın verdiği bir ders var:

  • Ön yargılı meleklere iddialarını kanıtlamaya çağırıyor Yüce Allah. Yani iddia sahibi iddiasını kanıtlamakla mükelleftir. Bunu ondan isteme hakkına sahibiz. Rabbani duruş budur.

Peki, bu duruş bizde var mı? Böyle bir tartışma kültürü var mı eğitim sistemimizde? Eğitim modelleri geliştirirken Rabbani metodu dikkate alıyor muyuz? Mekteb-ı Suffa bunun en iyi modeli idi. Bu mektebin eğitim ve öğretim programı araştırılıyor mu? Maalesef. ..

  • Tartışmada duygusallık değil, bilimsel bilgiye değer verilir. “Haydi bunları isimleriyle haber verin” sözüyle bilginin önemi vurgulanıyor. Tartışma kültüründe bilimsel bilgi önemlidir, duygusal tutum değil. Bugün bu tutum bizde var mı? Maalesef. ..

 

32 – Dediler ki: “Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsin”.(Bakara )

Kuran ve Eleştirel Düşünce

İşte, melekler teslim bayrağını çekiyor ve Yüce Rabbın huzurunda tevazu içinde bilginin karşında eğiliyorlar. Gerçek bilgi sahibi olan Yüce Rabbimizi hakkıyla yüceltiyorlar.
Bu tutum, bir derstir insanlığa. Küsmeden, kinlenmeden, nefret etmeden haklıya hakkı teslim etmek.

Biz Ne Yapıyoruz?

İkna edene kinle, nefretle yaklaşıyoruz. Tebrik etmek, yüceltmek, hakkını teslim etmek yok. Arkasından çekiştirip durarak haklı olana gıybetle yaklaşıyoruz. Allah böyle mi öğretiyor? Asla. ..

33 – (Allah): “Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver.” dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): “Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim” dememiş miydim?” dedi.( Bakara )

 

Kuran ve Eleştirel Düşünce

Muhteşem bir cevap veriyor Allah: Her şeyin bilgisi bende, ben bilirim. Gizli saklı ne varsa…

Ama buna rağmen

Yüce Allah projesini melekleriyle paylaştığını belirterek bir yönetim dersi veriyor biz idarecilere: İşlerinizi istişare kültürüyle yürütün. Bütün idarecilerin bunu şiar edinmesi gerekir. Ama idarecilerimiz bizi idare edeceklerine şişik egolarıyla amirlik yapıyorlar. Hele öyleleri var ki. … maazallah kurumlarından yanlarına yaklaşılmıyor, en ufak eleştiriye tahammül edecekleri tevazuları yok. Enaniyet abideleri mübarekler!

34 – Ve o zaman meleklere: “Âdem’e secde edin!” dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.(Bakara)

Kuran ve Eleştirel Düşünce

İşte, bilgiye dayanmayan ve mayası kibir ve kin olan şeytani tutumun sonu. Tartışmada kibir ve kin olamaz. Kuru iddia olamaz. Bunlar şeytanın besin kaynağıdır. Şeytan dogmatik, basmakalıp ve ön yargılı bir anlayışa sahiptir ve bu anlayışı sembolize eder. Ama Rahman öngörüsel tartışmaya değer verir. Argümantasyon yaparak tartışmayı önerir. Rahmani öğretim tekniği budur.

Son Söz

Bu metod eğitim ve öğretim sistemimize sokulmadıkça ilerlemede elin oğlu bize nal toplatmaya devam edecektir.
Vesselam!

FAYSAL DAL

 

0

Kur’an İlmi ve Zikir İlişkisi

Gönderen:

Kur’an İlmi ve Zikir İlişkisi

 

124 – Her kim de benim zikrimden (Kur’ân’dan) yüz çevirirse, (bilsin ki) ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.( TAHA ) Kur’an İlmi ve Zikir İlişkisi

Zikir Nedir?

Bu sözcük Aramice/Süryanice dkar “anma, hatırlama” kökü ile eş kökenlidir. Aramice/Süryanice kök Akatça zakāru “adlandırma, adını anma” sözcüğü ile eş kökenlidir. Akatça sözcük Akatça zikru (ad) sözcüğünden türetilmiştir.

O halde “zikir ” sözcüğü ile kastedilen Allah’ın varlığını hatırlamadır. Bu aynı zamanda kişiyi kendi varlık nedenini sorgulamaya götürür. Çünkü Allah inşa edendir ve bir görevle insanı inşa edip yeryüzüne gönderendir.Kur’an İlmi ve Zikir İlişkisi

Bu durumda insanın Allah’ı zikretmesi, evet onu anması anlamına gelir ama daha çok insanının görev ve sorumluluklarını bilmesi anlamına gelir. Yani burada düşünülmesi gereken, eline tespihmatik alıp “Allah Allah” demekten çok, Allah’ın varlığını hatırlayıp oradan kendi varlık nedenini sorgulamaktır.

Peki Allah’ın Zikri Nedir?

Allah’ın zikri Kuran ve Kur’andaki öğretilerdir. Allah’ın insanlara verdiği görev ve sorumlulukları unutmadan kendisini, ailesini, çevresini ve yaşam kurallarını ve ilkelerini Kuran ilkelerine uydurarak yeryüzünde belirli bir süre vakit geçirmek Allah’ın zikridir.

Kişinin, toplumun, insanlığın kurtuluşu ve selameti bu zikre uygun düzenlemeleri hayata geçirmektir. Kuran’a uzak yaşamlar, kurallar, kanunlar, tüzükler, yönetmelikler asla sulh ve selamet getirmez. Gergin, mutsuz, güvensiz, huzursuz, tedirgin karakterde kişi ve toplumların varlık nedeni Allah’ın zikrinden uzak yaşantılardır.Kur’an İlmi ve Zikir İlişkisi

Bir insan veya toplum kendini ne kadar selamet ve suhulette hissederse etsin Allah’ın zikrinden uzaksa iç dünyasında tedirgin ve mutsuzdur. Dünya hayatında kaotik bir ruhla girdaplar içinde yaşar ama biz onu göremeyiz. Evi vardır, arabası vardır, yazlığı vardır, parası vardır ama yine ruhen korkaktır. Kendinden ve çevresinden emin olmadan yaşar. Yüksek duvarlı güvenlikli sitelerde yaşar ama rahat değildir. Darlık onun ruhundadır. Allah ona gıda olarak darlığı nasip etmiştir.

Bu durum ülkeler için de geçerlidir. Ülkeler vardır zenginlik ve bol nimetler içinde yüzer ama hâlâ dünyadaki bütün kaynakları ele geçirmeye yönelik politikalar geliştirir. Nerede fakir bir ülke varsa tepesine çullanır çünkü ruhu suhulette ve sükunette değildir. Selamet ve ferahlık duygusu ona nasip edilmemiştir. Allah o devlete de darlık ve sığlık nasip etmiştir.

Allah’ın zikrine uyan devletler güvenlik politikaları geliştirmek, silahlanmak ve daha fazla güçlenmek yerine, yeryüzüne barış ve huzur getiren politikalar geliştirmek zorundadır. Bütün insanlığın güvenlik ve emniyet duygusu içinde yaşaması için sistemini kurmalıdır.

Ama insanoğlu maalesef ne kendini ne toplumunu bu Zikr’e uydurmadığı için hem kendisi hem yeryüzü kaos içindedir.

Allah’ın Zikri İnsana Ne Sunar?

Allah’ın zikri insanı kendine ve çevresine olumlu bir anlayışla değerlendirmesini sağlar. Kişiyi kendisiyle ve insanlıkla barışa çağırır. Allah’ın zikrinden uzak yaşamlar; körlük, sağırlık, dilsizlik, duygusuzluk değirmeni içinde öğütülmüş anlamsız yaşamlardır.

Allâh’ ın Zikrine Uymuş Modelimiz Var mı?

Allah’ın zikrine uymuş en temiz modelimiz Resul Muhammed Mustafa ‘dır. Muhammed Mustafa ‘nın geliştirdiği yaşam modeli insanlığa şırınga edilmedikçe Allah’ın zikrine uygunluk sağlanmış olamaz.

Faysal Dal

0

Kur’an İlmi ve Toprak İlişkisi

Gönderen:

Kur’an İlmi ve Toprak İlişkisi

 

114 – Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur’ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur’ân’ı okumada acele etme; “Rabbim! benim ilmimi artır” de. (TAHA)

Allah’ım İlmimi Artır!

Ne güzel bir dua değil mi? Allah’tan istenebilecek en güzel şey. İlim. ..ilim, bizi yaratanı bilmektir. İlim her zerrede onun tecellisini keşfetmektir. İlim varlığını ona bağlamaktır. İlim vahdaniyet ruhuyla kendine, evrene, tabiata bakmaktır. İlim Yüce Resul’ün, Kuran’ın ruhuyla Allah’a şükür etmektir. İlim Allah’ın varlığını kayıtsız şartsız kabul ederek kâinatın Allah’ın eseri olduğunu görmek ve göstermektir.

Allah’ın İlim Verdikleri Neyi Görüyor?

Yıllar boyu bu coğrafyada söz söyleyen aşıklar, hep Allah’ı aradı hep Allah’ı söyledi. Hep O’nu söyleyen, hep O’nu arayan âşık her daim yaşayıp duruyor. Bakın Yunus ‘a, Nesimi’ye, Mevlana’ya, Veysel’e kim bilir çağları delen sesleriyle daha ne kadar yaşayacaktır?

Allah’ın İlmi ve Toprak

Allah’ın ilmiyle donanmış kişiler toprak gibidir. Her kötü şey ona atılabilir ama ondan daima güzel şeyler çıkar. O yeryüzü gibidir. Üzerinde iyi de kötü de yaşar. O kusurları örten bulut, yeryüzünü sulayan yağmur gibidir, diyor Yüce ilim ve irfan sahibi Cüneyt-i Bağdadi. Aşık Veysel ne diyor bir de ona söz verelim.

Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağ ilen elinen
Yine karşıladı beni gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır.

Toprakta Allah’ın ilmi var. Kişi toprağa yaklaştıkça kendi özünü bulur, mayasını bulur.

Modern İnsan ve Toprak

Toprağın ilmine yaklaşan medeniyetler yerinde durmaz ilerler. Hatta ilerlemek isteyen medeniyetler genelde toprağa yakın durmuşlardır. Bu gün dünyada söz sahibi ülkelerin yaşam biçimlerine ve eğitim modellerine göz atıldığında bireyleri olabildiğince toprakla bütünleştirici politikalar izlendiği görülmektedir. Toprak gelişmenin en temel ilkesi olarak görülmektedir. Toprağa dayalı ilim arttıkça ülkelerin kalkındığı ve dışa bağımlılığın azaldığı görülmektedir. Hollanda, Kanada, Avustralya, Almanya, Amerika, İsrail, İngiltere vb. gelişmiş ülkeler önce toprağa önem vermektedir çünkü toprakla sağlıklı nesiller yetiştirmenin mümkün olduğuna inanmaktadırlar.

Modern Müslüman ve Toprak

Günümüz Müslümanları maalesef mayasını oluşturan topraktan uzaklaşıyor. Özellikle 90’lı yıllarda Malezya’da başlayan gökdelen dikme anlayışı sonra Arap ülkelerinde beton blok dikme yarışına döndü. Dubai vb. zengin Arap kentleri şu an devasa yüksek beton bloklarla doldurulmuş durumda. Allah’ın evi Mekke’de Kâbe’nin etrafı betonarme yüksek bloklarla âdetâ işgal edilmiştir. Gözü ranttan, lüksten, şaşaadan başka bir şey görmeyen zengin ama cahil Araplar bugün bütün şehirlerini topraktan uzaklaştırıyor.

Anadolu ve Toprak

Peki, ülkemiz ne durumda? Anadolu insanı son yirmi yılda toprakla ilişkisini bitirmek için sanki yeminliymiş ve histerik bir ruh haliyle Anadolu coğrafyasını ve insanını topraktan uzaklaştıran politikalar geliştiriyor. Topaktan nefret eden ve betona meftun yeni bir insan modeli yetişiyor Anadolu’da. En aydınından tutun en cahiline kadar hatta en dindarından tutun en dinsizine kadar hemen hemen hepsi betona kosuyor, betonu kutsuyor.
Tarımda ve hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülke olan Anadolu, topraktan uzaklaşmanın cezası olarak dışarıdan tarım ürünü ve hayvan ithal eder duruma düşmüştür. Sanki gizli bir el gelip toprakla ilişkisi mükemmel olan bu Anadolu coğrafyasını betona mahkum etti. Artık kentlerdeki insanlar rant uğruna güzelim bahçeli, geniş evlerini gözü paradan başka bir şey görmeyen müteahhitlere ve projelerine bırakmış durumda.

Topraktan Uzaklaşmanın Cezası

Mayasının yoğrulduğu toprakla bağını koparan Anadolu insanı bunun ceremelerini kutu gibi yüksek beton bloklarda yaşamak zorunda kalarak çekmeye başladı. Bir avuç toprağı artık saksıda görebiliyor. Penceresinin kenarına koyduğu saksıdaki bir avuç suni toprak, sentetik ilişkileri olan robotik varlıklara dönüştürüyor kent insanını. Bindiğiniz otobüs, minibüs, metrobüs,tren, tramvay gibi araçlarda soluk yüzlü, mutsuz, gergin, saldırgan, küstah ve anlayışsız insan tipleri ile karşılaşırsınız. Bunu yadırgamayın çünkü bunlar özlerini oluşturan toprağa yabancılaşmış yeni model robotik varlıklar. Bunların ileride doğuracağı varlıklar da mayası gereği robotik varlık olacaktır. Burada en büyük suç, şunun veya bunun demeyeceğim. Aklı olan herkes suçlu ama galiba en çok da kimlerin sözü geçiyorsa onlar suçludur.

Topraktan Uzak İnsanın Allah’la İlişkisi

Toprağa değmemiş bir el ayak Allah’tan da uzaktır, kendinden de…Şeklen inanmış gibi görünebilir ama ruhen şeytanın tuzağına düşmüştür. Toprak insanı Allah’ın bilgisine götürür. Onun ilmine yaklaştırır. Ona yaklaşan da sükunete ve suhulete yolculuğa çıkar. Hem kendini hem toplumunu selamete çıkarır. Beton hırsıdır insanın. Hırs da insanı şeytana ve hırsızlığa yaklaştırır. Çünkü en büyük hırsız şeytandır.

Sözün Özü

İşte, ilmimi artır derken bize Allah’ı bulduracak ilmin artmasını istemeliyiz. Hem bizi kendimizden hem de Yuce Rab’dan uzaklaştıracak ilimlerden uzak durmalıyız. Kur’an bizi hem bize hem de Yüce Allah’tan gelen ilme yaklaştıran yollar ve yöntemler öğretiyor. Tek mutluluk bu ilimdedir. Tek kurtuluş bu ilimdedir. Bütün sistemler bu ilme göre düzenlenmelidir. Bütün kişiler sistemini bu ilme göre şekillendirmek zorundadır yoksa hem kendisi hem sosyal çevresi hem yaşadığı evren kaostan çıkamayacaktır. Kuran tek süzgeçtir. Bu süzgeçten geçmeyen bütün ilimler boştur.

Faysal Dal

0
18 Sayfa 1 12345...»
error: İçerik Korumalıdır !!