Sözcük Düzeyinde Anlam

GERÇEK ANLAM:

Sözcüklerin herkesçe bilinen anlamına denir. Herkeste buna ilişkin ortak bir anlam vardır.

Püf Noktası! Gerçek anlam, akla ve mantığa aykırı değildir.

YAN ANLAM

Gerçek anlamıyla ilişkili bir anlamda kullanılması sözcüğün yan anlamıdır. Yan anlamda kullanılan bir sözcük algıya seslenebilirlik vardır.

Örnekler:
1.Bu sabah güneşin ışıkları pencereme değiyordu.

2.Tam alnında bir sivilce çıkmıştı.

MECAZ ANLAM:

Sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle kopuk bir anlamda kullanılmasıdır.

Püf Noktası!

Mecaz anlamda kullanılan bir sözcük akla ve mantığa aykırı bir kullanımdadır. Soyuttur. Göreceli bir anlamı vardır.

Örnekler:

-Sanatçımız bugün sadece parantezler içinde yaşamaya çalışıyor.

-Her sanatçı onun kadar sokağa ayna tutamaz.

NİCEL ANLAM

Sözcüğün algıya seslenen, somut anlamda kullanılmasıdır.

Örnek: Geniş balkonlu bir evde oturuyorum.

NİTEL ANLAM

Sözcüğün algısal olmayan yani soyut bir anlamda kullanılmasıdır.

Örnek: Hiçbir şeyi kafaya takmayan, geniş bir insandı.

TERİMSEL ANLAM

Bir sözcüğün bilim, sanat ve meslek dalları için kullanılmış anlamına terimsel anlam denir.

Örnekler: endemik, enlem, boylam , açı, dize, uyak, redif vb.

SANATSAL DÜŞSEL ÖGELER

Bir sözcükte ya da sözcük öbeğinde mecaz (fantastik) anlamda kullanılmışsa o ifadede anlam olayı veya başka türlü söyleyiş vardır. Bu duruma da düşsel öge denir.

Halk diline yaklaşmaya da özen gösteren bu sanatçının dizeleri toprak kokan yağmur damlaları gibidir.

Satırların arasından dökülür okuyucunun duygu dünyasına.

Örnek Soru
Aşağıdaki dizelerin hangisinde düşsel ögeler yoktur?

A) Gördüm sonbahar kanıyor

Çatlamış dudağında evrenin

B) Seyretsem derinliklerini gökyüzünün

Bulutların biçimden biçime girişini izlesem

C) Uçmasını öğrendim ben de

Mavisi eskimiş gökyüzünde

D) Bir rüzgâr geçti buradan

Koştum ama yetişemedim

E) Gecenin kâğıdında gözyaşının mürekkebi

Herkes kendi uçurumuna bir taş atıyor

                                                                            YANIT: B

Not: Sözcükler gerçek anlamda kullanılmışsa düşsel öge(anlam olayı, başka türlü söyleyiş, sanatlıca söyleyiş) olmaz.

AD AKTARMASI

Bir sözcüğün benzetme amacı olmadan başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır.

Örnekler:

Pamuk teyze ölünce bizim ev uzun süre onu konuştu.

Bizim evin önündeki portakal bu yıl çiçek açmadı.

BENZETME

Bir varlığı başka  bir varlık gibi düşündürme veya iki varlık arasında çeşitli yönlerden ilişki kurmadır.

Örnekler:

Şehir narin bir boyna takılı zarif bir gerdanlık gibi duruyordu karşımda kartal yuvası gibi yüksekteydi Mardin.

İnleyen bir bebeği andırıyor şu zavallı serçe.

Püf Noktası: Benzetme için ‘’ gibi, misali, adeta, andırıyor, sanki vb. ‘’ sözcüklerine yoğunlaşın.

DUYULAR ARASI AKTARMA

Bir duyu alanına ilişkin bir kavramı başka bir duyu alnıyla ilişkilendirmedir.

Örnekler:

“Çiğ” tatma duyusu ile ilgili bir niteliktir. “Tarlaları gösteren bölümler, çiğ bir sarıyla boyanmıştı.” cümlesinde “çiğ” görme duyusu ile ilgili kullanılmıştır.

“Onun kadar tatlı dilli bir insan görmedim.” “Tatlı” tat alma duyusu ile ilgili olduğu halde, bu cümlede işitme duyusu ile ilgili olarak kullanılmıştır.

Keskin bir kömür kokusu vardı. “Keskin” sözcüğünün koku ile ilgili kullanımında da duyu aktarımı vardır.

SOMUTLAMA

Soyut bir şeyi somut bir şey düşündürmeye  denir. Somutlaştırmalar, genellikle kişileştirmelerle ve benzetmelerle yapılır. Somutlaştırma, eğretilemelerde de görülebilir

Örnekler:

1. “Felek önce yüzüme güldü sonra beni ağlattı.” cümlesinde felek (talih, baht) soyuttur. Bu soyutluk insana ait özellikler olan “yüze gülme” ve “ağlatma” yönleriyle insana benzetilmiştir. Dolayısıyla soyut olan “felek”, “insan” a benzetilmekten kaynaklı kişileştirilmiştir, böylelikle de somutlanmıştır. Bu cümlede soyutu somutlama vardır.

2. “Böldü bölük bölük dert beni.” dizesinde soyut olan “dert”, “bölme” yönünden kişileştirme yoluyla somutlanmıştır.

3.

“Uslan artık deli gönül

Bak gelip geçiyor ömür.”

Bu ifadede soyut bir kavram olan “gönül” kişileştirme yoluyla somutlanmıştır.

KİŞİLEŞTİRME

İnsana ilişkin bir özelliği insan dışı kavramlar ve varlıklar için kullanmaya denir.

Örnekler:

1.

Sesler liman sislerine boğulur

Gemiler yorgun ve uykuludur.

Bu parçada, gemiler kişileştirilmiştir.

Ne vakit Maçka ‘dan geçsem

Limanda hep gemiler olurdu

Ağaçlar kuş gibi gülerdi.

(Attila İlhan)

Bu dizelerde insana özgü bir nitelik olan “gülmek” eylemi ağaçlara yakıştırılmış. Bir başka deyişle “ağaçlar” kişileştirilmiş.

2.

Bütün kusurumu toprak gizliyor

Merhem çalıp yaralarım düzlüyor.

(Âşık Veysel )

Şair bu dizelerde “toprak” ı kişileştirmiş.

SOYUTLAMA

Somut anlamlı sözcüklerin mecazlaşıp anlamını kaybetmesine denir.

Örnek: Eşyalarını da yanına alıp gidince o, içimde genişçe bir boşluk oluştu.

Bu cümlede geçen boşluk sözcüğü somut anlamlıyken gerçek anlamını yitirerek soyutlaşmıştır.

DOLAYLAMA

Bir kavramı en az iki sözcükle anlatmaya denir.

ÖRNEKLER:

Derya kuzusu- Balık

Ege’nin İncisi – İzmir

Türkiye’nin Kalbi- Ankara

Ulu Önder- Atatürk

Milli Şef- İnönü

Kara Kıta- Afrika

Sokaktaki adam- Vatandaş

Vatan borcu- Askerlik

HEM GERÇEK HEM MECAZ ANLAMLI KULLANIM(KİNAYE)

Bir ifadenin hem gerçek hem mecaz anlamı düşündürmesidir.

Örnekler:

“Fatih Bey’in herkese kapısı açıktır.”

Ağaçtan maşa olmaz.

Ağaç yaşken eğilir.

Mızrak çuvala sığmaz.

KİNAYELİ SÖYLEYİŞ

Bir kavramı anlam inceliği elde etmek için tam tersi bir anlam elde etmek için alaysamalı bir  üslupla kullanmaya denir.

Örnekler:

Dersin bitmesine yakın sınıfa gelen bir öğrenciye, “ne kadar erkencisin!” denilmesi kinayeli söyleyiş örneğidir.

O kadar başarılı bir doktor  ki ona giden her hasta melek olup uçuyor.

Akşamları eve geç gittiğimde babamın iltifatlarına kulak tıkardım.

İKİ GERÇEK ANLAMLILIK

Bir kavramı iki gerçek anlama gelecek şekilde kullanmaya denir.

Örnekler.

–          Dedem evlenmek istemeyen kardeşime : ‘’ oğlum sarımsak da acıdır ama her evde lazım bir dişi.’’ derdi.

–          Sen de bazen benim gibi susar mısın?

Yukarıdaki ifadelerde geçen “diş ve susar” sözcükleri iki gerçek anlamda kullanılmıştır.

SOMUT SÖZCÜKLER

Algısal olan, varlığı duyularla algılanabilen sözcükler.

Örnekler:

Taş, ağaç, duvar, toprak…

SOYUT SÖZCÜKLER

Algısal olmayan, varlığı duyularla algılanamayan sözcükler.

Örnekler:

Düşünce, dert, kin, beklenti…

ANLAMDAŞLIK

Aynı anlamı karşılayan sözcüklere anlamdaş sözcüklere denir.

Örnekler:

Didik didik etmek = Ayrıntılı olarak

İncelemek

Nesnel= Yansız= Tarafsız

Yollamak=Göndermek

YAKIN ANLAMLILIK

Düşünmek = tasarlamak

Bilmek=anlamak

Kabaca = üstünkörü

İleri gelmek=kaynaklanmak

Örnek Soru:

Bu ozanımız, çevresini kuşatan varlıkların ayırıcı ve belirleyici özelliklerini inceden inceye algılıyor; bir  bakıma şiirini, yüreğinden çok, gözleriyle yazıyor.

Bu cümledeki “şiirini, yüreğinden çok, gözleriyle yazmak” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Görsel öğeleri ön plana çıkarmak

B) Belli bir iletiye yer vermekten kaçınmak

C) Belirli temaları kullanmak

D) Soyutlamalara başvurmak

E) Yaşananlardan yola çıkmak

YANIT: A

Örnek Soru:

Turgut Uyar’ın “Şiir çıkmazda çünkü insan çıkmazda.” sözüne katılmadığımı belirtmek isterim. Bu iki durum arasında karşıtlık ilişkisi var bence. Yani insan çıkmazdaysa şiir çıkmazda olamaz. Aksine, şiir çıkmazdan beslenir. Bu, zaman zaman varoluşsal, bireysel çıkmazlar olur; zaman zaman da savaşlar, felaketler gibi toplumsal çıkmazlar… Peki bu hep böyle olmak zorunda mıdır? Tabii ki değildir. Çıkmazlar olmadan da yazılabilir çok iyi şiirler.

Aşağıdakilerden hangisi bu parçada geçen “Şiir çıkmazdan beslenir.” sözüne anlamca en yakındır?

A)Büyük ve eskimeyen şiirler, insanın dış dünyasıyla iç dünyasını kaynaştırarak anlatanlardır.

B) Şiirin evrenselliği insanın duygu dünyasına odaklanmasına bağlıdır.

C) Çözümsüz durumlar şiire kaynaklık eder.

D) Yeni şiir türlerinin oluşturulmasında, yaşananların payı vardır.

E) İyi şiirler, şairlerinden zengin bir birikim ister.

YANIT: C

KARŞITLIK

Anlamca birbirine ters düşen sözcükler karşıttır.

Örnekler:

1.Yazın başı pişenin kışın aşı pişer.

2.Akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır.

3.Tok, acın halinden anlamaz.

4.İyi evlat babayı vezir, kötü evlat rezil eder.

5.Akıllı düşününceye kadar, deli oğlunu everir.

6.Kurunun yanında yaş da yandı.

Dikkat!

Karşıtlık olumlu ve olumsuzlukta  aranmaz.

Örnekler:

gül–       olumsuzu    →  gülme–    karşıt anlamlısı  →  ağla

neşeli   olumsuzu   →  neşesiz      karşıt anlamlısı  →  üzgün

Kulağa Küpe! Bir sözcüğün karşıtını belirlerken cümledeki anlamı ve diğer sözcüklerle ilişkisi dikkate alınır.

Örnek :

“O güzel insanlar aramızdan ayrıldı.” cümlesinde geçen altı çizili sözcüğün karşıtı ‘’çirkin ‘’değil ‘’kötü’’ dür.

Örnek Soru

I. Pülümür’ün bir dağ köyünde gördüm onu

Yaşını sordum, kimi seksen dedi kimi yüz

II. Önüme düştü konukseverce

Soluk kadife mantosu sırtında

III. Beni tek odalı köy yapısı kulübesine götürdü

En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayına

IV. Zamanı onda yitirdim ben

Yitik zamanlara onda eriştim

Yukarıdaki numaralanmış dizelerin hangilerinde birbirine karşıt çağrışımlar içeren sözler kullanılmıştır?

 

A) I. ve II.             B) I. ve III.                C) II. ve III.                 D) II. ve IV.        E) III. ve IV.

YANIT: E

SESTEŞLİK

Aralarında ses bakımından bir benzerlik , anlam bakımından bir farklılık bulunan sözcüklere sesteş sözcük denir.

 Örnekler:

Adresimi hemen bir kenara yaz.

Bu yaz yurtdışına çıkmayı düşünüyorum.

 

Depodaki bidonlar ağzına kadar dolu.

Bu mevsimde buralarda dolu yağar.

Ben, sizinle gelmek istemiyorum.

Çenesinde küçük bir ben vardı.

GENEL VE ÖZEL ANLAMLILIK

Kimi sözcüklerin karşıladıkları varlıkların alanı genişken kimilerininki daha sınırlı olabilir; sözcükler kapsam özelliklerine genel ve özel anlamlı olabilir.

En genel anlamlı sözcük varlıktır. Çünkü her canlı  varlık içine girer.

1.Genelden özele bir sıralama yapalım: canlı==>hayvan==>kuş==>atmaca

2.Özelden genele: köy==>ilçe==>il==>ülke

Aşağıdaki cümlelerde genelden özele sıralanış vardır:

“köyümü, ailemi ve annemi özledim.”

“kitabı özellikle romanı çok severim.”

Aşağıdaki cümlelerde ise özelden genele doğru  sıralanış vardır:

“el kesilir, kolu kurtarmak için.”

“sözcükler cümleleri, cümleler paragrafı oluşturur.

Örnek Soru

Düşüncenin sıralanışı bakımından ‘’ Annesini, babasını, kardeşini, herkesi sürekli özlüyordu.’’ cümlesi ile aşağıdakilerden hangisi arasında bir benzerlik yoktur?

A) Yaşlıları, hastaları, çocukları, yardıma ihtiyacı olan herkesi arabalara bindirmelidirler.

B) Masaları, sandalyeleri, koltukları, evdeki bütün eşyaları onardılar.

C) İlk öğretmenini, bütün arkadaşlarını, yazları yaylada ailece geçirdikleri güzel günleri unutamıyordu.

D) Saz çalmayı, şarkı söylemeyi, konser vermeyi, her türlü müzik çalışmasını çok severdi.

E) Çimleri, çiçekleri, ağaçları, bahçedeki her şeyi sulamalısın.

YANIT: C

YANSIMA SÖZCÜKLER

Doğadaki varlıkların çıkarmış oldukları seslerden etkilenerek ortaya konan sözcüklere yansıma denir.

cız, gür, fır, pat, tık, hav, me, cik…

Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcükler yansımalardan türemiştir:

“yağın cızırtısını balkondan duydum.”

“dün gece, suyun şırıltısından uyuyamadım.”

“sabahlan koyun kuzu meleşir.“

Aşağıdaki cümlelerde geçen altı çizili sözcükler yansıma sözcük değil, çıkan sesin adıdır.

“aslanın kükremesiyle orman canlandı.“

“kuşların ötmesi ne güzel.“

Uyarı!  Yansımada mutlaka ses olmalıdır, ses anlamı yoksa yansıma değildir.

Kabartı, morartı, parıltı, ışıltı  vb. sözcükler yansıma değildir.

İKİLEMELER

Anlatımı güçlendirmek için eş anlamlı, karşıt anlamlı sözcüklerin veya aynı sözcüğün tekrar edilmesiyle oluşan söz gruplarıdır.

Dilimiz ikilemeler yönüyle oldukça zengindir. İkilemeler farklı farklı şekillerde karşımıza çıkar.

Şimdi ikilemelerin oluşumunu birlikte inceleyelim:

a. Aynı sözcüğün tekrarlanmasıyla oluşan ikilemeler:   mışıl mışıl, iri iri, ağır ağır…

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik.

b.  Karşıt anlamlı sözcüklerden oluşan ikilemeler: ileri geri, bata çıka, büyük küçük…

İki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece.

c. Eş anlamlı sözcüklerden oluşan ikilemeler: akıllı uslu, ses seda, güçlü kuvvetli…

Evde ses seda yoktu, bir boşluk karşıladı bizi.

d. Yakın anlamlı sözcüklerden oluşan ikilemeler:  yalan yanlış, eş dost, şöyle böyle,ağır aksak…

“her zaman kılık kıyafetine önem verirdi.”

e.Biri anlamlı, diğeri anlamsız sözcükten oluşan ikilemeler: eski püskü, eğri büğrü, yarım yamalak, çer çöp, konu komşu…

“yine saçma sapan konuşuyor.”

f. Her ikisi de anlamsız sözcükten oluşan ikilemeler:

ıvır zıvır, eften püften, mırın kırın… “kahvaltıdan sonra abur cubur yeme.”

Uyarı: ikilemeler arasına noktalama işareti konmaz.

DEYİMLER

Deyimler kalıplaşmış sözlerdir fakat kimi deyimlerde temel sözcüklere ve cümlelerin yapısına dokunmamak koşuluyla sayılı ve sınırlı olarak ufak değişmelere rastlanır.

Kimi sözcükler ad durumu ekleri ile kip ve kişi ekleri, kişi adılı ekleri, yapım ve olumsuzluk ekleri alabilirler. En çok da eylem çekimlerinde ve deyimlerin ad, belirteç, sıfat, ünlem görevi üstlendikleri durumlarda bu olasılık kendini gösterir.

bana (sana, ona, bize, size, onlara) göre hava hoş.

aşağı tükürsem (tükürsen, tükürse, tükürsek, tükürseniz, tükürseler)

sakalım (sakalın, sakalı, sakalınız, sakalları) yukarı tükürsem (tükürsen, tükürse, tükürsek, tükürseniz, tükürseler) bıyığım (bıyığın, bıyığı, bıyığımız, bıyıkları

Bunun dışında deyimlerin içerdiği sözcüklerin dizimi, konumu, sayısı değişmez, değiştirilemez.

kelleyi koltuğa almak (+)

koltuğa kelleyi almak  (-)

Deyimlerdeki sözcüklerin konumları ile kök ve gövdeleri gibi, ekleri ve takıları da değiştirilemez değiştirmeye kalkılırsa anlam da değişir, hatta bozulur.

köküne kibrit suyu dökmek (+)

köküne kibritten su dökmek, kökünü kibritin suyuna dökmek (-)

Deyimlerin bir türü de ikilemelerdir.
abuk sabuk  abur cubur , açık saçık, ahım şahım, apar topar , bet beniz,  borç harç , boy  bos

Bir sözcüğün yinelenmesiyle oluşan ikilemeleri deyim saymıyoruz.

ağır ağır, ayrı ayrı, az az, bol bol, buram  buram , cır cır, gürül gürül…

Gerçek Anlamlı Deyimler:
Kimi deyimlerde sözcükler gerçek anlamda kullanılmıştır. Yani kalıplaşmış sözün anlamı değişmez gerçek anlamın dışına çıkmaz.

ağzına bir şey koymamak, çoğu gitti, azı kaldı, dosta düşmana karşı, hem suçlu hem güçlü…

SÜPER SORU( yer demir gök bakır sorusu )

İnsanoğlunun çaresizliğe düştüğü, yaşadığı toplumsal ortamda bir başına, yapayalnız kaldığı ve başkalarının yardımına gereksinim duyduğu anlar vardır. Böyle zamanlarda her kapıyı çalar. Ne var ki bütün kapılar kapanmıştır yüzüne. Tam anlamıyla bir çaresizlik içindedir. Bir öyküye, bir romana konu olabilecek böyle bir durumu —- deyimiyle somutlaştırıcı bir biçimde ne güzel anlatmıştır Türkçemiz.

Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi uygundur?

A)ötesi çıkmaz sokak

B)havanda su dövmek

C)yer demir gök bakır

D)dört duvar arasında

E)iki arada bir derede

YANIT: C

Örnek Soru

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir deyimin arasına bir sözcük girmiştir?

A)Bakkalın müşterisi günden güne azalmış, işi iyice bozulmuştu.

B) Adam, işi yavaştan alıyor, bitirmek için çaba göstermiyordu.

C) Bu yaşına kadar vur patlasın çal oynasın türünden bir yaşam sürmüştü.

D) Dertsiz başımı derde sokamam, diyerek önerimizi geri çevirmişti.

E) Kendini büyük işler başarmış gibi gösteren biriydi.

                                                              YANIT: A

Örnek Soru:

Onun yapıtlarının akıp gidiveren bir dili var. Kişiler, olaylar katmer katmer açılıyor okurun önünde. Okur, güçlü bir dil dünyasında olduğunu anlıyor. Hem de nefes alan, nefes veren bir dil dünyası.

Bu parçadaki altı çizili cümleyle belirtilmek istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Anlatılanların derin anlamlar içerdiği

B) Dilin zenginliğinden yararlanıldığı

C) Her tür okura seslenildiği

D) Etkileyici bir dil kullanıldığı

E) Bilgilendirip öğretme amacı güdüldüğü

                                                          YANIT: A