Yazının kullanımıyla devirlerin değiştiği, hayatların şekillendiği dönemlerde, hattatlık en önemli mesleklerdendi. Mürekkebin divitle buluşmasını sağlayan hokka, hattat için önemli ve kutsaldı. Ceviz, abanoz, zeytin ve kuka gibi ağaçlardan; toprak, cam, pirinç, gümüş ve altın gibi maddelerden yapılan hokkaların içine bal mumunun veya çam sakızının eritilmesiyle elde edilen bir macun sürülürdü. Hokkanın içine ham ipek yumak yerleştirilir, adına “lika” denirdi. Bu sayede mürekkep, kaleme rahatça geçerdi.

Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Öyküleme Nedir ve Kaça Ayrılır? - Öyküleme, kurgulanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır. - Öyküleyici anlatımda temel amaç okuyucuyu olay içinde yaşatmak ve onu bu yolla etkilemektir. - Öyküleyici anlatımda olay, bir zaman sırasına göre, birbirini izleyen eylemler halinde verilir. Güdülen amaca ve anlatılan olayların niteliğine bağlı olarak öykülemeler ikiye ayrılır: a) Sanatsal Öyküleme: Okuyucuyu olay içinde yaşatmayı ve olaya ortak etmeyi amaçlar. Öykü ve roman gibi edebi türlere özgü olan bu öyküleme türünde olaylar canlı bir akış içinde verilir. Dil, öznel ve etkileyicidir. Örnek : Sokağın ortasında yapayalnız kalan ihtiyara yaklaştım. Saygılı ve sıcak bir şekilde iyi olup olmadığını sordum. Beni duymadı. Omzuna dokunup biraz daha yüksek sesle yineledim sorumu. Tuhaf tuhaf bana baktı. Sanki "Niye böyle bir soru soruyorsun?" der gibi. b) Açıklayıcı Öyküleme: Bilgilendirme, öğretme amaçlı betimleme türüdür. Bir olayın, bir deneyin oluşumu anlatılırken, bir aracın işleyişi ya da bir işin yapılışı açıklanırken bu anlatım biçimi kullanılır. Olaylar, eylemler düz bir anlatımla verilir. Örnek : Indiana Üniversitesinden bir grup araştırmacının gerçekleştirdiği çalışmaya göre uzun süre oturma durumunda kalanların saatte bir beş dakika yürümesi, bacak atardamarlarının zarar görmesini önlü-yor. Oturma pozisyonundayken kalbe kan pompalayan gevşek kaslar yeterince kasılmıyor. Kan, bacaklarda birikebiliyor ve bu durum artan kan akışından dolayı damarların genişleme özelliğini olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmaya göre uzun süreli oturmanın, damarların artan kan akışına karşı genişleme özelliğini bozduğu, bunun da kalp ve damar hastalıklarının işaretçisi olduğu belirtiliyor Öykülemenin Betimlemeden Farkı Nedir? Öyküleme, anlatım tekniği bakımından betimlemeye benzer ancak betimlemede yazarın izlenimleri söz konusuyken öykülemede olayın aktarımı, eylemlerin oluş sırasına göre verilişi esastır. Buna göre parça incelendiğinde bir işin nasıl yapıldığına ilişkin açıklayıcı bir öykülemeye başvurulduğu görülecektir. YANIT: D

Üç bin yıl önce satılmak üzere Urartular tarafından üretilen savaş arabalarının kalıpları, Anzaf ve Çavuştepe Kalelerinin yamaçlarında bulundu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden bir öğretim üyesi, Urartuların başkenti Van’da bununla ilgili kazıları yürütüyor. Elde edilen bilgilerden, Urartuların savaş arabası ve tekerlek ürettiği ve kale yamaçlarındaki oyukların, Urartu savaş arabalarının aksamının yapımında kullanılan kalıplar olduğu anlaşılıyor. Ayrıca, o dönemde Anadolu’nun ulaşım aracı yapım merkezinin, Van Gölü Havzası olduğu ortaya çıkıyor.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Açıklama Nedir? Herhangi bir konu hakkında bilgiler vermek, bir şeyler öğretmek amacına yöneliktir. Açıklama, bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Makale, fıkra, eleştiri ve deneme gibi öğretici özellikler gösteren türlere özgü bir anlatım biçimidir. Amaç doğrudan bilgi vermek olduğundan yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutlamalardan, kişisellikten kaçınır. Dikkat! Açıklayıcı anlatım biçiminde amaç bilgilendirme, öğretme olduğundan düşünceyi geliştirmek ve konunun daha iyi biçimde anlaşılmasını sağlamak için "tanımlama, örnekleme ve karşılaştırma" gibi düşünceyi geliştirme yöntemlerine başvurulur. Ansiklopedilerde, ders kitaplarında daha çok bu tür bir anlatım görülür. Dikkat edilirse bu parçada Urartu Medeniyeti hakkında yapılan kazılarla ilgili bilgilendirme yapılmıştır. Bu durumda parçanın anlatımında ağır basan anlatım biçimi açıklamadır. YANIT: A

Londra’ya gitmeden önce özellikle pek bilinmeyen, değişik müzeleri araştırmış olsam da gittiğim zaman elimde haritayla bunların peşine düşmedim. Çünkü küçük bir İnternet araştırması sonucunda seçtiğim bu müzelerin, sabahtan akşama kadar hiç durmadan gezen biz turistlerin karşısına bir şekilde çıkacağını düşünüyordum. Gerçekten de öyle oldu. Dünyanın en tanınmış modern sanat müzelerinden biri olan Tate’e doğru yürürken İngiltere’nin ilk hapishanesine, oradaki tutukluları, yaşananları konu alan Clink Müzesine rastladım.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Karşılaştırma Nedir? Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır. Karşılaştırma da somutlaştırmayı sağlayan bir yoldur. Örnek: Arı, on binlerce yıldır aynı işi en kusursuz biçimde yapar: Düzgün, geometrik ölçülerle peteğini örer ve topladığı bin bir çiçek tozundan, bir kimya laboratuvarının imbiklerinden daha üstün biçimde balını süzer. Oysa insanoğlu uğraştığı on binlerce işi binlerce yıldır giderek geliştirmekte ve hâlâ en kusursuza ulaşmaya çalışmaktadır, işte insan budur. Karşılaştırma üç biçimde yapılır 1) Benzerliklerden Yararlanma Varlık ya da kavramların yalnız benzeyen yönleri ele alınarak karşılaştırma yapılır. Örnek: Andre Maurais'ya göre hikâye, romandan çok tiyatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir "perde"ye ihtiyacı vardır. 2) Karşıtlıklardan Yararlanma Varlık ya da kavramların yalnız karşıt yönleri ele alınarak karşılaştırmaya başvurulur. Örnek: Edebiyatın konusu insandır, doğadır; edebiyat bütün olanaklarıyla insanı tanıtmaya yönelmiştir. Eleştirinin konusu ise eserdir; amacı eseri tanıtmak ve değerlendirmektir. 3) İlişki Kurma İki olay ya da iki durum arasındaki benzerlikten yararlanarak düşüncenin somutlaşması sağlanır. Örnek: Okulda iken tahta sıraların üstüne isimlerini çakıyla kazıyan arkadaşlarımız vardı. Bir gün bunlardan birisine: - Ne işe yarayacak bu? diye sormuştum. Küçücük bıçağın ucuyla tahtayı oymaya devam ederek dü-şünmeden cevap verdi: - Hiiçç... yarına kalır. Günlerden bir gün Persespolis'i geziyordum. Şehrin girişindeki aslanlı kapının duvarında isimlere rastladım. Bunlar, vaktiyle harabeleri gezmeye gelmiş her milletten gezginlerdi. Herkes zamanla yumuşamış taşlara kendi adını kazımıştı. Bunlardan tarihin büyük duvarlarına tutunmak isteyen insanların duygularını gördüm. Sanırım içlerinden birini okul arkadaşım gibi yakalayıp davranışının sebebini sormak mümkün olsaydı, aynı cevabı verecekti. - Hiiçç.... Yarına kalır. Şifre Karşılaştırma için “en, kadar, daha, ise, denli…vb.” sözcüklere odaklanın. Bu parçada geçen “Dünyanın en tanınmış modern sanat müzelerinden biri olan Tate’e doğru…” yargısında karşılaştırma yapılmıştır. YANIT: E

Dünden beri, tek katlı, görkemli, sağlam yapıların oluşturduğu uzak diyarlardaki bu kenti hayranlıkla geziyorum. Ne var ki bu kentteki hiçbir şey, sokaklar kadar etkileyemezdi beni. Çünkü her köşe başı bana Kars’tan bir şeyler hatırlatıyor. Aynı ülkenin sınırları içinde olan iki kentin birbirine benzemesi doğal karşılanabilir ama farklı iki kültürün, dilin, tarihin barındığı ayrı ülkelerdeki iki kentin bu kadar benzeşmesi nadir karşılaşılan bir şeydir. Anıların derinliklerinde kalmış bir kenti, onca sene sonra bir başka yerde bulmak ancak şanslı insanlara özgü bir durum olsa gerek.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Ayırıcı Özellik Nedir? Bir nesne, durum ya da bireyi ötekilerden ayıran özellik. Yani bir varlık kendisini diğer varlıklardan ayıran temel özellikleriyle verilmişse ayırıcı özellik vardır denebilir. Püf Noktası Anlatımda sıfat ya da durum zarfı varsa ayırıcı özellikler verilmiştir. Kısaca Bir anlatımda “nasıl” sorusunun yanıtı varsa ayırıcı özellik vardır. Metni incelediğimizde metinde geçen “Dünden beri, tek katlı, görkemli, sağlam yapıların oluşturduğu uzak diyarlardaki bu kenti hayranlıkla geziyorum.” sözünde anlatılan kentin ayırıcı özellikleriyle verildiği görülmektedir. Alıntı, tanık, kişileştirme ve sayısal verilere parçada yer verilmemiştir. YANIT: A

Mithat Cemal Kuntay’la Tevfik Fikret’in “vatan” anlayışı birbirinden farklıdır. Mithat Cemal Kuntay “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” derken Tevfik Fikret “Vatan için ölmek de var/ Fakat borcun yaşamaktır” sözleriyle anlatır vatan sevgisini. Ahmet Haşim’in yurtseverliği ise hamasetten uzak, soluk alıp verir gibi doğal, daha içten bir sevgiyi barındırır: “Akşam, evimde, sokaktan geçen yoğurtçunun ve demirhindi şerbetçisinin sesini duydukça öz vatanımda olmanın saadetini bütün vücudumdan geçen bir titreyiş hâlinde duyarım.Bu seslerin işitilmediği memleketlerde insanların akşamdan nasıl zevk alabildiklerini kendi kendime sorarım. Sokak satıcılarının seslerinin duyulmadığı bir memleket insan için hiç vatan olabilir mi?”

Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Tanım Nedir? Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama, tarif. Şifre Parçada tanımsal bir nitelik olup olmadığını anlamak için cümlelerdeki yüklemler “nedir veya neye denir?” sorularına yanıt vermelidir. Parçada tanımlama yapılmamıştır. Şimdi seçenekleri tek tek inceleyelim. 1.Parçada geçen” zevk alabildiklerini” ifadesi hem deyim hem de mecazlıdır. 2.Parçada Mithat Cemal, Tevfik Fikret ve Ahmet Haşim arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. 3.Mithat Cemal, Fikret ve Haşim’den dizeler alınmıştır. Parçada tanımlamalara yer verilmemiştir. YANIT: E

Yazarlar, şairler yüz yüze gelmeden de tanırlar birbirlerini. Onların aralarında, yalnızca kendilerinin hissettiği bir akrabalık vardır sanki. O nedenle olacak, 1972 yılında, Bahariye Caddesi’nde, “Yansıma” dergisini yönettiği küçücük dükkânındaki ilk karşılaşmamızdan önce biliyordum adını o sanatçının. Benim ilk öykümü yayımladığım dergide, kim bilir kaçıncı yazısını yayımlıyordu. Ustalarla boy ölçüşecek olgunlukta bir kalem erbabıydı kendisi.

Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Deyim Nedir? Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, ilgi çekici bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir. Gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan ve çekici bir anlatım özelliğine sahip olan kelime veya kelime grubu: abayı yakmak, aşağıdan almak, bağrına taş basmak, buluttan nem kapmak, çileden çıkmak, dalga geçmek vb. Parçada geçen “yüz yüze gelmek, boy ölçüşmek” sözleri deyimdir. Yineleme Nedir? Aralarında belli bir ses düzeni bulunan, biçim ve anlamca birbiriyle ilişkili olan, aynı, yakın ya da zıt anlamlı iki veya daha çok kelimenin bir tek kelime gibi anlam göstermek üzere yan yana gelmesi ile oluşturulan kelime grubu: birer birer, delik deşik, köşe bucak, yalvarıp yakarmak, yorgun argın, düğün dernek, hısım akraba vb. a. Aynı kelimenin tekrarı ile kurulanlar: birer birer, teker teker, mışıl mışıl, dinleye dinleye, dura dura, bekleye bekleye, göre göre vb. b. Eş veya yakın anlamlı kelimelerle kurulanlar: ev bark, belli başlı, bitip tükenmek, delik deşik, doğru dürüst, köşe bucak, yalvarıp yakarmak, düğün dernek, yalan yanlış, soy sop vb. c. Zıt anlamlı kelimelerle kurulanlar: bata çıka, düşe kalka, yaza çize, doğru yanlış, iyi kötü, az çok, üst baş, analı babalı, karı koca, yaz kış vb. d.Aynı kelimenin ön sesinin değiştirilerek tekrarlanması ile kurulanlar: ayak mayak, güzel müzel, yaka maka, kutlu mutlu, çehiz mehiz, sandık mandık vb. Buna göre parçada geçen” yüz yüze “sözü ikilemedir. Kişileştirme Nedir? İnsan dışı kavramları ve varlıkları insan gibi düşündürmeye kişileştirme denir. -Ağlayan bir taş görürsen beni hatırla! Ad Aktarması Nedir? Bir Sözcüğün benzetme amacı olmadan başka bir kavram yerine kullanılmasına denir. -Evi gelecek hafta taşıyoruz. (Evin eşyalarını) -Sokağın ilk girişindeki apartmanda oturuyorum. (Apartmanın dairesi) -Düşük bir maaşla beş canı besliyor. (İnsan) -Biz Yahya Kemal’ i okuyarak yetiştik. (Romanını) - Törende bütün kasaba meydanda toplanmıştı. (Kasaba halkı) -Batı’nın tavrını anlamak güç. (Avrupa ülkeleri) -Bardağını bitir de sana çay doldurayım. (Çayını bitir) Parçada geçen “kalem erbabı “sözüyle “yazar” sözcüğüne göndermede bulunulduğu için ad aktarması yapılmıştır. Parçada geçen “kim bilir “sözcüğü “belirsizlik “anlamı için kullanılmıştır. Bu açıklamalardan sonra parçada kişileştirmeye başvurulmadığı görülmektedir. YANIT: C

Yaz geldi tiyatro ve sinema salonları boşaldı. Sezon boyunca herkesi televizyon ekranına kilitleyen diziler ya şimdilik ya da tamamen sona erdi. Yaz rehavetinden plastik sanatlar da sahne sanatları da etkilendi. Ayrıca kitapçılarda yeni çıkan kitaplar daha az görülmeye başlandı. Durum böyle olunca da yıl içinde yayımlanmış, işten güçten fırsat bulup da okunamamış kitaplar okunmaya başlandı.

Bu parçanın anlatımı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Açıklayıcı Öyküleme Nedir? Bilgilendirme, öğretme amaçlı betimleme türüdür. Bir olayın, bir deneyin oluşumu anlatılırken, bir aracın işleyişi ya da bir işin yapılışı açıklanırken bu anlatım biçimi kullanılır. Olaylar, eylemler düz bir anlatımla verilir. Bu parçada da yazın gelişiyle ilgili bilgilendirme öyküleyici anlatım içinde verilmiştir. YANIT: B

Bazı insanlar, gördüğünü bir daha görmek isteyen, pırıl pırıl gözlerle bakarlar dünyaya. Işığı da farklıdır o gözlerin, âdeta bir ışık kaynağına ihtiyaç duymadan parlarlar. Çok özel bir duyargaları vardır bu gözlerin sanki. Nesnelerin, taşın, toprağın kıpırtısını hissederler. Ve o kıpırtıya yoğunlaşmaya her zaman hazırdırlar. Baktıkları şey hakkında öncesinde ne söylenirse söylensin aldırmazlar.

Bu parçanın anlatımında aşağıdaki yollardan hangisine başvurulmamıştır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Dikkat! Bir parçada nitelik bildiren sözcükler varsa o parçada betimleyici öge kesinlikle vardır. Parçada geçen ”pırıl pırıl” sözü nitelik bildiren bir sözdür. Bu durumda parçada hem betimleme hem de nitelik bildiren sözcükler vardır denebilir. Dikkat edilirse parçada sözü edilen insanların ayırıcı özellikleri açıklanmıştır. O halde “D “şıkkına da ulaşılabilir. Akılında Bulunsun! Bir parçada varlıklar ayırıcı özellikleriyle verilmişse o parçada gözlem de yapılmış demektir. Bitirilmemiş Cümle Nedir? Yüklemi olmayan cümlelere denir. Her dilde bir şarkı her dudakta bir ıslık... (var) Ne yoksul ahi ne dul hıçkırığı ne hasta iniltisi..." (olsun) Parçada geçen bütün cümleler bir yükleme bağlandığı için bitirilmemiş cümle yoktur. YANIT: A

“Futhark alfabesi” MS 3-17. yüzyıllar arasında, Kuzey Avrupa Germen halkları tarafından kullanıl-mıştır. Çoğunluğu İsveç ve Norveç’te olmak üzere Avrupa’ da 3500 kaya yazıtının bu alfabeyle yazıldığı kabul edilmiştir. Bu yazıtlarla ilgili araştırmalar sırasında Kuzey Avrupa Germen Yazıtlarında kullanılan sembollerle Göktürk Yazıtları arasında dilsel bir benzerlik olduğu fark edilmiştir. Gerek Futhark alfabesi gerekse Arami, Soğd, Pehlevi vb. alfabeler, sembollerini aynı kaynaktan almış ama bu semboller her ulusta zamanla değişikliklere uğrayarak o ulusun yazı sistemini oluşturmuştur. Bunun üzerine, Futhark alfabesinin, aslında Türk asıllı Göktürk alfabesiyle aynı kökenden geldiği görüşü ortaya atılmıştır. Ama bu görüş Batılı araştırmacılar tarafından ısrarla reddedilmiştir.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine özellikle başvurulmuştur?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Unutma! Bir parçada herhangi bir konu hakkında bilgilendirme yapılıyorsa o parçada açıklamalarda bulunulmuş demektir. Açıklama Nedir? Herhangi bir konu hakkında bilgiler vermek, bir şeyler öğretmek amacına yöneliktir. Açıklama, bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Amaç doğrudan bilgi vermek olduğundan yazar sanatlı söyleyişlere, imalı sözlere pek yer vermez. Açık, anlaşılır bir dil kullanır. Soyutlamalardan, kişisellikten kaçınır. Açıklayıcı anlatım biçiminde amaç bilgilendirme, öğretme olduğundan düşünceyi geliştirmek ve konunun daha iyi biçimde anlaşılmasını sağlamak için "tanımlama, örnekleme, tanık gösterme ve karşılaştırma" gibi düşünceyi geliştirme yöntemlerine başvurulur. Ansiklopedilerde, ders kitaplarında daha çok bu tür bir anlatım görülür. YANIT: C

İstanbul… Yokuşlar, merdivenler kenti. Basamaklarını, dinlene dinlene çıkan yaşlılar her molada yeniden düşünürler hayatlarının anlamını. Nefeslerinin nereye kadar yettiğinin, daha ne kadar bu yokuşlardan çıkacaklarının hesabını yaparlar. Gençlerse zamanla yarışarak tepelerdeki zenginliklerden paylarını almak için yokuş yukarı koşarlar. Ama hepsinin emin olduğu şey, bu kentin, yüksek tepelerine çağırdığı insanlara, tarihin şahidi olan kadim yapılarıyla dünyanın en güzel deniz manzarasını sunacağıdır. Boğaz’ın mavi sularını cömertçe seyrettirir, tarihi hayal ettirir. Sonra da yokuşların yolcusunu tekrar denizin kenarına bırakır.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Püf Noktası! Bir cümlede betimleme varsa varlıklar ayrıntılarıyla verilmiştir demektir. Parçada geçen “Boğaz’ın mavi suları, yüksek tepeler vb.” sözcüklerde betimleyici kullanılmıştır. O halde buradan A ve B seçenekleri elenir. Düşsel Öge Nedir? Gerçekte olması muhtemel olmayan anlatımlardır. Kadın çocukluğunun sıcacık battaniyesine sarılmıştı. ( Düşsel Öge) Parçada geçen “kentin insanlara en güzel deniz manzarası sunması” düşsel ögedir. Öyküleyici Anlatım Nedir? Öyküleme, tasarlanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır. Öyküleyici anlatımda olay, bir zaman sırasına göre, birbirini izleyen eylemler halinde verilir. Öyküleme, anlatım tekniği bakımından betimlemeye benzer; ancak betimlemede yazarın izlenimleri söz konusuyken öykülemede olayın aktarımı, eylemlerin oluş sırasına göre verilişi esastır. Bu parçada yazar İstanbul insanının hikayesini yer zaman ve kişi göstererek öykülüyor. Birincili Kişili Anlatım Nedir? Eylemlerin “ben ve biz “ kişilerince yapılmasıdır. - O yıllarda henüz gencim.(ben) - Yolun sonunu görmüştük.(biz) Parçada birinci kişili anlatıma yer verilmemiştir.

Bazı insanlar, gördüğünü bir daha görmek isteyen, pırıl pırıl gözlerle bakarlar dünyaya. Işığı da farklıdır o gözlerin, âdeta bir ışık kaynağına ihtiyaç duymadan parlarlar. Çok özel bir duyargaları vardır bu gözlerin sanki. Nesnelerin, taşın, toprağın kıpırtısını hissederler. Ve o kıpırtıya yoğunlaşmaya her zaman hazırdırlar. Baktıkları şey hakkında öncesinde ne söylenirse söylensin aldırmazlar.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM 1.Parçada sözü edilen insanlar ayrıntılı bir şekilde anlatıldıkları A seçeneğine ulaşılabilir. 2.Parçada sözü edilen insanların diğer insanlardan farklı oldukları yönler belirtildiği için karşılaştırmaya başvurulmuştur.(C) 3.Bu insanların nesnenin ,toprağın taşın kıpırtısını hissedebilmesi düşü gücüyle ilgili bir ayrıntıdır.(D) 4.Bir parçada karşılaştırma ve düş gücünden yararlanma varsa yorum da vardır demektir. Parçada kişileştirme yani insana ait özelliklerin doğaya aktarılması söz konusu değildir. YANIT: B

Mekânların edebiyat yapıtlarına yansıyıp onlarla soluk aldığı bilinen bir gerçektir. Evler, balkonlar, sokaklar, kaldırımlar, mahalleler yazarın dünyasında yepyeni bir gerçekliğe dönüşür. Parklar, müzeler, sinemalar, tiyatrolar, kütüphaneler yapıtlardaki kentsel mekânların farklı formlarıdır. Kırsal yaşamın kendine özgü dünyası ise edebiyat yapıtlarında, kasaba ve köy gerçekleri anlatılırken verilir. Trenler, uçaklar, hızın içindeki yolculuklar hayatımızın edebiyata yansıyan önemli bir boyutunu oluşturur. Yol da başka bir mekândır. Ada, insanın içine dönüşünün, yalıtılmışlığın ve yalnızlığın sembolü; deniz, öteleri, ileriyi, özgürlüğü anlatmada yararlanılan özel bir mekândır. Bütün mekânları anlamlı kılansa yazınsal yaratılardaki kişilerin kendine özgü yapıları ve bunların evrensel yaşam enerjisiyle anlatılmasıdır.

Yazar, parçanın ilk cümlesindeki savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerin hangisine özellikle başvurmuştur?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Örnekleme Nedir? Soyut kavramları, düşünceleri belirgin kılmak için uygulanan bir anlatım yoludur. Örnekleme soyut bir düşünceye somutluk katar, yazının anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu nedenle en sık kullanılan anlatım yoludur. Örnek: Ben her okuduğum romanda asıl kendime yaklaştığıma inanıyorum. Her biri çok yanlı gerçeğimizi belli bir yandan açar bana. Neden söz ederse etsin, beni, başkalarını, yaşamayı tanıtır. Balzac "Eugenie Grandef'i yazmasaydı, gecem gündüzüm bencillerle geçtiği hâlde nerden bilecektim bencilliği? "Kızıl ile Kara" olmasaydı benim de öz geçmişimden haberim olmayacaktı. Verilen metinde de yazar ilk cümledeki yargısını güçlendirmek içi örneklemelere başvurmuştur. YANIT: A

Minimalizm, öncelikle azla yetinmek, eldeki sınırlı olanaklarla yola çıkmak ve yapıtı bu çerçevede kurmak demek. Geçmişte daha çok bir müzik akımı olarak bilinen minimalizmin, bugün sinemada da sık sık adı geçen bir akım hâline gelmesinde bu yönetmenimizin katkısı büyük. Çünkü adını duyurduğu 2003 Cannes Film Festivali’nde dikkat çeken üç filmi, daha çok minimalist özellikleriyle öne çıktı. Kendisi, paraya pula, şana şöhrete, reklama gerek duymadan katıksız bir içtenlikle, en temel sorunlara yönelerek, yalın bir anlatımla sanat yapılabileceğini gösterdi. Seçtiği bu yöntem sayesinde, imge, simge, yanılsama ve sanallığın çok değerli olduğu bu çağda bile, yalnızca sanatsal kaygıyla da insanların kalbinin fethedilebileceğini gösterdi.

Bu parçada geçen altı çizili sözle aşağıdakilerden hangisiyle bir ilişki vardır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM ANLATIMIN TEMEL NİTELİKLERİ Anlatımın bazı temel nitelikleri vardır. İyi ve doğru anlatım özel çaba ister. Sözcüğü özenle seçip yerli yerinde kullanmak, herkesten başka türlü söyleyip yazmaya çalışmak, gereksiz benzetmelerden kaçınmak, düşünceyi açık seçik ortaya koymak, kolay bir söyleyişe ulaşmak; iyi anlatımda aranan başlıca niteliklerdir. a) Özlülük: Duygunun ya da bir gerçeğin en kestirme yoldan anlatımına özlülük denir. Özdeyiş ve atasözlerinin anlatımında özlülük vardır. Özlülük, anlatımda yoğunluk demektir. b) Yalınlık: Duygunun, düşüncenin ya da gerçeğin sade, süssüz, gösterişsiz biçimde anlatımına yalınlık denir. Bilimsel ve öğretici yazılarda bu anlatım özelliğine sıkça yer verilir. Sanatsal yazılarda ise bu anlatım özelliğine pek yer verilmez. c) Duruluk: Anlatımda gereksiz sözcüklere yer vermeme özelliğine duruluk denir. Duruluk, fazlalıklardan arınmayı gerektirir. Yalınlıkla duruluk karıştırılmamalıdır. Yalınlık, süsten, söz sanatlarından uzaklık; duruluk ise gereksiz sözcüklerden arınmış olmak demektir. d) Akıcılık: Duygunun, düşüncenin ya da bir gerçeğin anlatımında paragrafı oluşturan cümlelerin söyleniş ve okunuşundaki kolaylık ve rahatlığa akıcılık denir. Akıcılık, hem seçilen sözlerin ses özelliğine, hem de cümle kuruluşundaki güzelliğe dayanır. e) Özgünlük: Anlatımın yazara özgü yeni nitelikler taşıması, yaratıcı, yeni, farklı anlatım. f) İçtenlik: Yazarın konusunu anlatırken doğal davranması, samimi olması, yapmacığa kaçmaması, özentiden uzak olması demektir. Dikkat Yalın anlatım sanatsız, süssüz ve düz bir anlatımdır. YANIT: B

Matbaanın icadını düşündüğümüzde daktilonun tarihi çok da gerilere gitmiyor aslında. İnsanlıkla yüz yıllık bir dostluğu var diyebiliriz. Daktilonun mucidi olarak tek bir kişinin ismini vermek zor olsa da “El yazısını matbaalardakine benzer usulde basılmış harflerle değiştirebilen makine” yani daktilo 1808’de icat ediliyor. Mucidi, ilk daktiloyu görme engelli bir dostu için icat etmiş. Bu makinede her harfin doğrudan kâğıt üzerine basılmasını sağlayan minik tokaçlar bulunuyormuş. Hepsi aynı noktaya vuruş yapabilen harf çubuklarıysa 1833’te icat edilmiş. Thomas Edison’un, çubuğu elektromıknatısla hareket eden bir daktilo yapmasıyla, 1930 yılında elektrikli daktilo makinelerinin seri hâlde satışına başlanmış.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Açıklayıcı Öyküleme Nedir? Bilgilendirme, öğretme amaçlı öyküleme türüdür. Bir olayın, bir deneyin oluşumu anlatılırken, bir aracın işleyişi ya da bir işin yapılışı açıklanırken bu anlatım biçimi kullanılır. Olaylar, eylemler düz bir anlatımla verilir. Bu parçada da daktilonun ortaya çıkışı hakkında açıklayıcı öyküleme türünden yararlanılarak bilgilendirmeler yapılmıştır. Ek Bilgi İzlenimsel - Sanatsal Betimleme Nedir Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı betimleme türüdür. Varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtme amaçlanır. İnsanların iç dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı ruhsal betimlemeler de bu türe girer. Özel ayrıntılar üzerinde durulur. Yazar, anlatımına duygu ve yorumlarını da katar. Benzetmelere, yinelemelere, düşsel öğelere ve mecazlı söyleyişlere başvurur. Sanatsal Öyküleme Nedir? Okuyucuyu olay içinde yaşatmayı ve olaya ortak etmeyi amaçlar. Öykü ve roman gibi edebi türlere özgü olan bu öyküleme türünde olaylar canlı bir akış içinde verilir. Dil, öznel ve etkileyicidir. Düş Gücünden Yararlanma Nedir? Gerçekte mümkün olmayan olayların anlatıldığı anlatıma düş gücünden yararlanma denir. - Bulutlar saçını taramaya başladı. Bu parçada matbaanın icadı açıklayıcı öyküleme içinde verilmiştir. YANIT: A

Dün bir cümle okudum bir yerlerde, “Sana karşılıksız sevgi ve emek verenlerin kıymetini bil.” diyordu. İşte bu bilinçle avuçlarına gömüp yüzümüzü, kokusunu ruhumuza çekerek öpmeliyiz annemizin ellerini. Yaşımın ilerlemesine karşın hâlâ gördüğümde ilk önce ellerine sarılır, doya doya içime çekerim annemin ellerinin kokusunu. İnanıyorum ki hangi eve anne kokusu sinmişse o ev mutludur, huzurludur. Yastıklardaki nakışlardan masadaki örtülere, perdelerdeki ışıl ışıl görünümden balkondaki çamaşırlara kadar her yere siner anne kokusu. Bütün parfümleri kocaman bir şişeye doldurup önüme getirseniz yine de bir damla anne kokusuna değişmem.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Öncelikle seçeneklerdeki kavramları tek tek açıklayarak sorumuzu çözelim. Karşılaştırma Nedir? Kavramlar, olaylar, olgular, nesneler vb. kıyaslamalar yapmaya denir. Parçada anne kokusuyla diğer kokular arasında bir kıyaslama yapıldığından karşılaştırma var denebilir. Devrik Cümle Nedir? Yüklemleri sonda olmayan cümlelere denir. Parçada geçen “İşte bu bilinçle avuçlarına gömüp yüzümüzü, kokusunu ruhumuza çekerek öpmeliyiz annemizin ellerini.” cümlesi devriktir. Alıntı Yapma Nedir? Yazıda anlatılanları güçlendirmek için bir yazıdan, yazardan, kişiden, atasözünden bir ifadeyi olduğu gibi almaya denir. Alıntı iki şekilde alınır: 1.Alınan sözü tırnak içinde göstererek O:” Sanatçı özgün olmalıdır.” derdi. 2.Alıntı tırnak içinde değilse yüklemden virgülle ayırarak - Sanatçı özgün olmalıdır, derdi. Tanımlama Nedir? Bir Kavramın ne olduğunu belirlemeye denir. Parçada geçen” “Sana karşılıksız sevgi ve emek verenlerin kıymetini bil.” yargısı alıntıdır. Dikkat Tanımlama için Yükleme “Nedir ve Neye denir?” sorulup yanıt alınabilmelidir. Parçada tanımlama yapılmamıştır. Deyim Nedir? En az iki sözcükten oluşmuş özel anlamlı dil birlikleridir: göze gelmek, aklını oynatmak, kendini bulmak vb. Parçada geçen ”içine çekmek” sözü deyimdir. Bu parçada tanımlama yapılmamıştır. YANIT: D

İnsanlığın Bodrum’daki macerasının 3000 yıllık bir tarihi var. Bodrumlu tarihçi Heredot, kentin, MÖ 1000’li yıllarda Dorlar tarafından, o zaman bir ada olan, bugünkü kalenin bulunduğu yerde kurulduğunu yazıyor. Halikarnassos en parlak dönemini MÖ 4. yüzyılda yaşamış. Burayı Karya başkenti yapan Mausolos, 24 yıl süren yönetiminde dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve günümüze ancak temelleri ulaşabilen muhteşem Mausoleion’u yaptırmıştır. Anıttan kalan parçalar bugün İngiltere’nin en önemli müzelerinden birindedir.

Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Açıklama Nedir? Herhangi bir konu hakkında bilgi verilen anlatım biçimidir. UYARI: Kimi açıklamalarda konu kişisel bir yaklaşımla ele alınabilir. Bu yönteme daha çok, deneme, fıkra, eleştiri ve sohbet gibi düşünce yazılarında başvurulur. Bu parçada da Bodrum’un tarihi hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. YANIT: E

Okuma, insanı büyütür, değiştirir. İnsan, gençliğinde tutkuyla bağlı olduğu kimi kitapları hatta bütün bir külliyatıyla koskoca bir yazarı on sene, yirmi sene sonra görmezden gelmeyi tercih edebilir. Çünkü zamanla değişmiş başka bir insan olmuşuzdur. Bu nedenle, içimizde yaratamadığımız, hayatımızda üretemediğimiz yeniliği, bize yeni kitaplar, yeni yazarlar yaşatsın isteriz. Sanki kaybettiğimiz neşenin, vazgeçtiğimiz hayallerin, içine düştüğümüz isteksizliğin suçlusu o eski kitaplar, o eskimiş yazarlarmış da yol boyunca bize yetmemişler, yetmeyi becerememişler gibi, onları kişisel geçmişimizin derinliklerine göndeririz.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Öznel Değerlendirme Nedir? Herhangi bir konuda yorum katılarak yapılan değerlendirmelere denir. Bu tür cümlelerde kişisel görüş ve düşünceler öne sürülür. Dikkat Bir parçada gerekçelendirme varsa kişisel değerlendirme yapılmış demektir. Püf Noktası Parçada “ çünkü, zira, bu nedenle vb.” sözcükler varsa gerekçelendirme yapılmış demektir. Parçada dikkat edilirse okuma konusunda kişisel yorumlamalarda bulunulmuştur. YANIT: B

Modern yaşamın bütün yönleriyle hissedildiği kentlerde yaşayan bireylerin sıkıntılarını, ruh hâllerini, içinde bulundukları trajediyi ve insan çeşitlemelerini ele alan Dostoyevski’yi, modernist romanın en önemli isimlerinden biri olarak kabul etmek mümkündür. Ancak Dostoyevski’yi, aynı zamanda, yansıttığı tiplerin tüm rahatsızlıklarını da olduğu gibi hisseden rahatsız biri olarak görmek de mümkün. Kuşkusuz onu modernist edebiyatın önemli isimlerinden biri kılan yanı sadece bundan ibaret değildir. Romanlarındaki olay, kahraman, mekân, anlatım teknikleri itibarıyla da ortaya koyduğu formlar modern romanın sınırlarını oluşturmuştur.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Karşılaştırma Nedir? Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır. Karşılaştırma da somutlaştırmayı sağlayan bir yoldur. Örnek: İnsanlığın adım adım ilerlemesini sağlayan şey, kuşkusuz, kişisel kazançların ürün ve buluşların kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Hayvanlar dünyasında buna benzer bir olay yoktur; eğitim görmüş bir köpek, başka bir köpeği eğitemez. Soruda geçen parçada da Dostoyevski başka sanatçılarla karşılaştırılarak anlatılmıştır. YANIT: A

Bir yangından kaçış gibidir kimi zaman şehirlerden kaçışlar. Hava kirliliğinden, gürültüden olabildiğince çabuk uzaklaşmak ister insan. Hele bir de bu kaçış, Manisa’nın Spil Dağı’na ise işte o zaman, dışarıdan bakınca anlamsız gibi görünen bu sözler yerine oturur.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Soru için bazı kavramları açıklayalım. Karşılaştırma Nedir? Herhangi bir düşünceyi açıklamak için iki varlık, iki kavram arasındaki benzerlik ya da karşıtlıklardan yararlanmaktır. Şifre Karşılaştırma için” göre, daha, en, kadar, gibi vb.” sözcüklere odaklanın. Parçada büyük şehirlerden kaçış yangından kaçış gibi düşündürülerek bir karşılaştırma yapılmıştır. Devrik Cümle Nedir? Yüklemi sonda olmayan cümleye devrik cümle denir. Parçanın kimi cümlelerinde yüklem sonda olmadığı için devrik cümle örneklendirilmiştir. Mecaz Anlam Nedir? Bir sözcüğün ya da sözün gerçek anlamından çıkarak soyut anlamda kullanılmasına denir. Parçada geçen “yerine oturur” sözü mecaz anlamdadır. Parçanın ilk cümlesine bakıldığında benzetmeye de başvurulduğu görülmektedir. Parçada alıntıya başvurulmamıştır. YANIT: C

Anlattığı öyküler hiçbir zaman bitmez trenlerin. Bakarsınız yorgun bir insan biner trene. Uyuklayan bir kişinin başının, ötekinin omuzuna düştüğünü görürsünüz trenlerde. Kirli bir çuval ayağına takılır yolcuların. Bir kadın başörtüsünü düzeltir durur kompartımanların birinde. Bir adam, iç cebinden bir fotoğraf çıkarıp bakar, koyar yerine.

Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

ÖĞRETEN ÇÖZÜM Bakış Açısı ve Anlatıcı Anlatıcı: Masalı, efsaneyi, hikayeyi, romanı okuyucu/ dinleyici durumundaki bizlere anlatan varlıktır. Bakış Açısı: Herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır. Anlatımda Bakış Açıları ve Anlatıcı Türleri Şunlardır: 1) Hakim Bakış Açılı Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı (İlahi = Tanrısal bakış açısı): Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyi bilir, görür ve duyar. Kahramanların gönlü veya kafa-sından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona "yazar-anlatıcı" da denilir. Zaman zaman okuyucu ile diyaloga girmekten, onlarla sohbet etmekten ve onlara yol göstermekten geri durmazlar. "Lafa nasıl başlayacağını düşünüyor ve." Bu parçada hakim bakış açısına yer verilmiştir. 2) Kahraman Bakış Açılı Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı: Kahramanlardan birisidir. Bu anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi, daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Bir insanın sahip olduğu veya olabileceği bilme, görme, duyma, yaşama imkanları ile sınırlıdır. Her zaman kendi yaşadıkları, bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır. Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikayeler, çoğunlukla "otobiyografik" karakterlidir. Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir. "Çok çalışıyorum. Onlardan ziyade kendim için. 3) Gözlemci Bakış Açılı (Ben veya O) Anlatıcı: İtibarı dünyada olup bitenleri, sadece gözlemekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini adeta bir bilim adamı tarafsızlığı ile okuyucuya nakleder. Bir "yansıtıcı" konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme, görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi, kahramanların ruh hallerine de yetişemez. Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır. 4) Çoğulcu Bakış Açısı ve Anlatıcıları: Anlatıcılardan iki veya daha fazlasının aynı eserde kullanılması tarzıdır. Asıl çoğulcu bakış açısı, tek bir anlatıcının esas olduğu eserde, olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açılarına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Bu tür bir tavır, (X) olayının okuyucuya takdimini daha çok inandırıcı hale getirecek ve okuyucuyu tek bir anlatıcının esiri olmaktan kurtaracaktır Oğuz Atay'ın “Bir Bilim Adamının Romanı” nda çoğulcu bakış açısı yöntemi kullanılmıştır. Bu parçada sözde soru cümlesine yer verilmemiştir. YANIT: E