Blog

Türk Edebiyatında Mensur Şiir

Gönderen:

Türk Edebiyatında Mensur Şiir

 

MENSUR ŞİİR NEDİR?

“Mensur şiir; cümle yapısı ve âhenk gibi şiire has özellikler taşıdığı hâlde vezne ve kafiyeye bağlı olmayan, şairane bir konuyu, his, hayal ve düşünceyi kısa bir hacimde ve yoğun bir şekilde süslü bir üslupla anlatan düz yazılardır” (Argunşah, 2002, XII).(Türk Edebiyatında Mensur Şiir)

ÖZELLİKLERİ

  1. Mensur şiirler, bir paragraftan birkaç paragrafa kadar genişleyen küçük, yoğun yazılardır.
  1. Mensur şiirler bağımsız, başlıklı, bir türün içinde parça olmayan, kendi bütünlüğüne sahip metinlerdir.
  1. Şiirdeki arayışlardan doğmuştur. Ancak, şiir değildir. Şairâne söyleyişe sahip olmasına rağmen ölçülü ve kafiyeli değildir. Ahenkli ve şairâne olması şiir olmasına yetmemektedir.
  1. Bireysel duygulanmaların ifade edildiği şairâne yazılmış bir yazı türüdür. Sanatçılar, ıstıraplarını, sevinçlerini, sızlanışlarını, kederlerini dile getirirler.
  1. Mensur şiirler, bazı üslup uygulamalarına da yol açmıştır. Devrik cümle, kelime tekrarları, bitmemiş cümle, “ve” edatına sıkça başvurma bunlar arasındadır.
  1. Bir iç ahenge sahiptirler. Bu ahengin sürekliliği, kırılmadan devamı ve tam bitmesi gereken yerde tamamlanması şartı sanatçının hassas duyarlılığına bağlıdır. Yazar bu ahengi özellikle şiirlere benzeterek yapmaya çalışır. Ses tekrarları, kelime tekrarları, virgüllerle devam eden birbirine bağlanan cümle parçaları, Tanzimat’ın ilk yıllarında terk edilmeye çalışılan ikili üçlü tamlamalar bu metinlerde ahengi ve kurulan ahengin sürekliliğini sağlar.
  1. Tasvir ve taklidi önemsedikleri için uzun cümle yapısını tercih ederler. Ayrıca ki’ler, ve’ler ve virgüllerle uzayan cümleler uzun süren müzikal intibaları taklit eder.
  1. Ah!, ey!, oh!, of! gibi ünlemlerin kullanıldığı ya da bunlarla başlayan cümleler oldukça yaygındır. Bunlar yazarın samimiyet iddiasını yansıtırlar. Çünkü yazar âdeta okuyucunun önünde içinde bulunduğu duygu, düşünce, heyecanve ıstırap hâlini yaşar. Buna bağlı olarak bu nidaları kullanır.
  1. Servet-i Fünûn edebiyatında, özellikle şiirde, noktalama işaretlerinin şaşırtıcı bir yoğunlukta kullanılması durumu mensur şiirde de dikkati çeker. Bunun sebeplerinden biri yazarın sanattaki idealidir. Yazar o kadar mükemmeliyetçidir ki eserinin okunuşunu bile serbest bırakmaz, idare etmek ister.Ama asıl önemli olan sebep müziktir. Ses tekrarlarıyla bir ahenk yakalayan sanatçı, noktalama işaretleriyle bunun duruş ve devam edişlerini yönlendirir
  1. Mısraları alt alta dizilen, ölçüsüz ve kafiyesiz yazılan serbest şiirden düz yazı şeklinde yazılışlarıyla ayrılırlar.
  2. Mensur şiirler, genellikle yazı hayatının başlangıcında genç sanatkâr adaylarının kendilerini ifade etmeye çalıştıkları kalem ürünleri olarak varlık kazanmıştır.

MENSUR ŞİİRİN TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞİ

Türk Edebiyatında Mensur Şiir der ki Türk edebiyatında mensur şiirin ilk örneğini İzmir’de çıkan Nevruz gazetesinde (1 Mart 1307/14 Mart 1884) Halit Ziya’nın verdiği görüşü yaygın şekilde kabul edilir.  Halit Ziya’nın mensur şiir alanında kalem denemelerinden önce “Her mevzun ve mukaffa lakırdı şiir olmak lâzım gelmez; her şiir mevzun ve mukaffa bulunmak iktiza etmediği gibi” (Recaizade, 1884, 10) diyen Recaizade Mahmut Ekrem’in bu yoldaki arayışlarını unutmamak gerekir. Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre mensur şiirin yolunu Recaizade Mahmut Ekrem açmıştır. Halit Ziya’dan sonra mensur şiirin başarılı örneklerini Mehmet Rauf verir. Eylül yazarı, Mekteb dergisinden başlayarak Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanması beş yıl süren mensur şiirlerini 1317/1901’de Siyah İnciler adıyla bir kitapta toplar.

ÖRNEK

“Bir ihtiyaç, derin, mukâvemet-sûz, zâlim bir ihtiyaç, ele geçmesi muhâl olan bir kadın ihtiyacı ruhumu yakıyor; bir kadın, kalbimin bütün yaralarını saracak nazik ellerle, gayr-i kabil-i teselli matemlerimi unutturarak hararetli nazarlarla, ruhumun bu cevf-i melâlini dolduracak rakîk bir kalple bir kadın; bir kadın ki bütün harap olmuş gençliğime samimi yaşlarla ağlasın, dizinde hayatımın bütün elemlerini ağlayabileyim; bir kadın ki bu yalancı vaatlerin, ağlayan emellerin, âh eden ümitlerin matemlerini şefkat ve sadakati ile teselli etsin. Bu vefasız, bu kalpsiz kadınlardan, hatta aşklarıyla, hatta vefalarıyla bile zehirli yaralar açan, şebâbımın bütün hararet ve perestişini söndüren bu kadınlardan gelen merâretlerimi göğsünün üstünde ağlaya ağlaya unutayım… Böyle bir kadın ihtiyacıyla bütün gençliğim işte mahvoluyor: Ölüyorum. Bir kadın ki bir hemşîre olsun, bir zevce olsun; yok, yok bir vâlide olsun, bir vâlide ki her şeyiyle bir kadın, fakat kalbiyle, vefasıyla bir vâlide!” (Mehmet Rauf, 1901, 21-22).

0
  Related Posts

Yorum Ekle


error: İçerik Korumalıdır !!