Blog

Güzel Sanatlar ve Mutlak Güzellik

Gönderen:

Güzel Sanatlar

A. İşitsel Sanatlar

1.      Müzik:

Duygu düşünce ve imgeleri tek sesli veya çok sesli bir şekilde kulakta ve ruhta etki bırakacak bir ezgiyle seslendirme sanatıdır. Burada (YerTutucu1) dikkat edilmesi gereken birinci etken, sese ezgi(biçim verme) durumudur. Sese biçim vermedikten sonra müzik olmaz. İkinci etken de ezginin kulakta ve ruhta naif, nazik ve hoş bir nağme bırakmasıdır.

Müzikte ister icra eden ister dinleyen kişi; trans, vecd, istiğrak haline girip bulunduğu ortamdan duygusal ve düşünsel bakımdan uzaklaşır. Kimileyin çocukluğundaki bir anıya, kimileyin ilk heyecanlandığı güne, kimileyin acılı bir ana, kimileyin tatlı bir yaz gününe yolculuğa çıkar. Bunlar normal olanlarıdır etkilenmenin. Ama bir bakmışsın aynı tını, ezgi seni isyana ve başkaldırıya sürükler, bir boşluğun içine salar. Her yanın yer demir ve gök bakır kesilir. Çaresiz bir şekilde kıyılardan uzaklara bakan bir kütleye dönüşürsün. Hâlbuki gerçek müzik insanı sükûnete çağıran, rahatlatandır; seni kendinle ve yaratanınla buluşturandır. İcra edilen müzik, kulu yaratanıyla buluşturup sonsuz bir düşünce yolculuğuna çıkarmıyorsa o müzik, müzik değildir. Tını, nağme, ezgi adına ortaya konan sanatsal ürün, bizleri yaratıcımızla buluşturmalı ve mutlak kudreti duyumsatmalıdır. Yaratıcının deryasında yüzdürüp varlık nedenimizi düşündürmelidir.

Bir Saptama

Bu gün müzik adına üretilen ürünlerin çoğu, pornografik ögelerle dolu ve bireyi cinsel hazlara yönelten hedonist bir dairenin içine hapsetmeye çalışıyor. Ortaya konan ürünlerin sözlerine, ezgilerine, tonlarına, tınılarına kulak kesilen yığınlar, kendilerini Kamasutra felsefesinin tam ortasında bulur. Sözler zevk versin ve bireyin düşünsel olarak içini boşaltsın diye yazılmakta ve birey kapitalist bir dünyada meta olmaktan öteye gidememektedir. İşin acısı devlet dediğimiz mekanizma, tüm bunlara seyirci kalmaktadır. Sözde Aile ve Sosyal Bakanlığı var ama pek işlevsel değil.

Bir Çelişki

Bakın eğer dışarıdan ve içeriden bir düşman, devletin vatandaşlarına saldırırsa devlet dediğimiz mekanizma hemen devreye girip bütün koruma sistemlerini geliştirir ve vatandaşlarını korumaya çalışır ama çelişkiye bakın ki aynı devlet mekanizması her gün bir yenisi yazılan pornografik beste ve güftenin karşısında kılını kıpırdatmıyor. Bırakın vatandaşı korumayı bu tür absürd ürünler destek bile alabiliyor. İşin daha da acısı, okullarımızdaki çocuk etkinliklerinde bile (ana sınıfı, kreş dâhil) çalınan müzikler, ahlaka uygun olmayan ya yabancı bir şarkıdır ya da seksapel figürlerle dansa davet eden yerli çakması bir şarkıdır. Hele radyolarda çalınanlar… Onları gündeme bile getirmeyelim. RTÜK nasılsa denetim yapıyor.(!) Yani müzik adına çocuklarımıza dinlettiğimiz ezgiler hem özden yoksun hem de yerlilikten yoksundur.  Bu kadar ilahiyatçı(!) ve sözüm ona âlim(!) var, kimsede konuya ilişkin tık yok. Üstelik bunlar yeri geldikçe yararsız konular üzerine kalın kalın laflar edebiliyorlar: “Dil Kültür ve Tasavvuf Sohbetleri”,  “Mağara Resimlerinde Emoji”  ya da “Stil Sahibi Olmak ve Kendi Tarzını Oluşturmak”… Toplumu oluşturan gençlerin içi çürütülünce kılı kıpırdamayan sözüm ona entelektüel(aydın), yarım yamalak bildiği konularda seminerler ve söyleşiler düzenleyip egosunu tatmin yoluna gidiyor.

Sonuç

Müzik insan için engellenemez bir ihtiyaçtır. Önemli olan, icra edilen müziğin insana kendini fark ettiren, düşündüren, insanın evrenle bütünleşmesini sağlayan ve en önemlisi de Âlemlerin Rabbine yönelten bir nitelikte icra edilmesidir.

2.      Edebiyat

Olay, duygu, hayal ve düşüncelerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak, belli bir düzen içinde ve etkili bir anlatımla biçimlendirilmesine denir. Edebiyat, insanın kendini anlatma ihtiyacından doğmuştur. Müzikle kendini ifade edemeyen insan sözle ve yazıyla ifade yoluna gitmiş, eserler vermiştir.

İnsanoğlu, kâh şiir söylemiş kâh masal kâh hikâye kâh da destan anlatarak kendi içi serüvenini kendi dışındaki hem cinsine duyurmak istemiştir. Yeryüzünde yalnız olmadığını tam anlamıyla hissetme ihtiyacından çıktığını söyleyebiliriz edebiyat için. Söyleyebiliriz de edebiyat, eğer insanı boşlukta bırakıp yalnız bir ağaç gibi bir dağın tepesine dikiyorsa edebiyat değildir. Edebiyat adına kalem oynatan, söz beyan eden kişi, kendi sesini diğer seslerle birleştirip evrenin tek hâkimi olan yüce Mevla ile birleştirmiyorsa boşa kürek çekmiştir. Bütün etkili kelamlar Allah’ın sesini duyurmalıdır. Allah’ın öğretilerini en güzel, en etkili, en özgün, en yoğun üslupla insanlığa anlatmalıdır.

 

B.     Görsel (Plastik Sanatlar)

1.     Heykel

Taş, toprak ve tahta cinsi sert maddelere herhangi bir figür elde etmek için biçim verme işine yontu denir. Yontuda amaç, göze hoş gelen estetik bir şekil elde etmektir.

Günümüzde de insanoğlu heykelleri tapınma ya da saygı amacıyla halen yapmaya devam etmektedir. Bir parti liderinin veya devlet adamının heykelciği hala sokakları veya okulların bahçelerini süslüyor. Heykelin bir başka versiyonu da billboardlara asılan devlet idarecilerinin resimlerinin insanların gözüne sokarcasına asılı durması ve saygıya davet edilmesidir.

Yontucu taşı, toprağı, kili yontabilir, bunun bir zararı yok. Örneğin Rodin’in “Düşünen Adam” heykeli. Ama yontulan nesne veya yapılan resim saygı ve tapınma amacıyla kullanılırsa ne kadar estetik özellikler taşırsa taşısın hiçbir değeri yoktur. Hele de yapılan heykelden yardım umuluyorsa, heykele yüce kurtarıcı gözüyle bakılıyorsa o heykelin bir saman çöpünden farkı yoktur. Hatta kırılması ve parçalanması gerekir. Sanat adına yapılan heykel, Allah’ın azametini ve yüceliğini hatırlatmalıdır. Allah’ın rahman ve rahim oluşuna ve bütün kâinatın sahibi olduğuna göndermede bulunmalıdır. Aksi takdirde yapılan heykel şirk aracı haline gelecektir. Kur’an– ı Kerim’de  sözü edilen Samiri’nin altından yapılan heykeli bile olsa yok edilmelidir. Çünkü saygı duyulacak tek varlık vardır: Evrenin mutlak Hâkimi olan Allah.

2.     Resim

Herhangi bir yüzey üzerine çizgi ve renklerle yapılan, günümüzde kavramsal açıdan ele alınması açısından hemen her tür malzemenin kullanıldığı anlatım tekniğidir. İlk resimler mağara duvarlarına çizilmiştir ve bunlar da Yontma Taş Devri’ne aittir. Bu resimlerde genellikle avcılık ve toplayıcılık dönemi insanın özelliklerini görürüz. Bu resimlerde ayin yapan, ritüellerini ortaya koyan, dans eden insan motiflerini görürüz. Orta Çağ’da renkli taşları yan yana dizerek yapılan mozaik resimler kiliselerin vazgeçilmez süsleri olmuştur. Yeni Çağ’da Vinci ve Michelangelo ve Rapheal’dir. Bunlarda yine kilisenin dini nitelikler ağır basmaktadır.

Resmetmek de tıpkı heykel de olduğu gibi Allah için yapılır. Yapılan her resim kullara Allah’ı ve Allah’ın mutlak kudretini duyumsatmalıdır. Bireysel iç hezeyanları, teşhirciliği yansıtan resimler yakılıp yok edilmelidir. Çünkü böyle resimler kulun helakine yol açabilir. Absürd, dışavurumcu, nü resimler Allah’ın kanunlarına aykırıdır. Bir doğayı resmedebilirsin. Bir nehir, ağaç, taş, kuzu, bulut vb. ögeleri resmetmenin zararı yok. Hatta bilimsel amaçla insanın resmedilmesi de zararlı değildir. Bir doktorun işine yarayacaksa insanın uzuvları resmedilebilir ama sırf teşhircilik olsun diye resim çizilemez.

Belirtiler, ikonlar, bayraklar, flamalar, fotoğraflar hep Allah’ı hatırlatmalıdır. Çünkü kulun var olma nedeni Allah’ı bulmak ve onun kanunu yeryüzünde hâkim kılmaktır. Başka bir deyişle kul yeryüzüne bir amaçla gönderilmiş ve bu amaç da Allah’a halife olma Allah’ın kanunlarını hâkim kılmadır. Kul bütün yapıp etmelerinde harfiyen buna uymalıdır. Bunun lamı cimi, eğip bükecek bir tarafı yok. Ha kul olarak “Ben bildiğimi okurum.” diyorsan o da senin bileceğin iş ama çizdiğin resimlerde de kanuna alenen aykırı davranma hakkına sahip değilsin. Nasıl ki senin burnuna sigara üflendiğinde rahatsız oluyorsan gözümün içine teşhir kokan resimlerini sokamazsın.

3.     Mimari

Belirli ölçü ve kurallara göre yapılar yapma sanatıdır veya mimari binaları ve diğer fiziki yapıları tasarlama ve kurma sanatıdır. Mimar yapıları düzenlerken dört ölçütü dikkate almak zorundadır.

  1. Allah’ın rızası için yapılmalıdır.
  2. Toplumsal fayda taşımalıdır.
  3. Estetik duyuşla oluşturulmalıdır.
  4. İsraf ve gösterişten kaçınılmalıdır.

Tarihin ilk çağlarından günümüze insanoğlu yapılar oluşturmuştur. Allah’ın gerçek erleri yapılarını hep bu bilinçle meydana getirirken bu bilinçten yoksun toplumlar genellikle Allah rızası yerine bireysel ego ve zevklerine bazen de rant amaçlı yapılar yapmışlardır. Kur’an-ı Kerim’in Şuara Suresi’nde sırf toplumun alt katmanlarından izole olmak ve bireysel zevkler için yaptıkları köşk ve saraylarında yaşayan birçok topluluğun yok edildiği belirtilmektedir. Demek ki mimari eser oluştururken ilk ölçüt Allah rızası kazanmaktır. Bu amacın dışında yapılan yapılar ne yazık ki Allah tarafından toplumlarıyla birlikte bertaraf ediliyor ya da yapıların sahipleri acı bir sona maruz kalıp yapıları ibret için sonraki nesillere ibret için bırakılıyor. Bakın piramitlere, Tac Mahal’e, despot ve israfçı kralların saraylarına. Hepsinin sahiplerinin yerinde yeller esmektedir.

Günümüzde insan gruplarına hükmeden muktedirler yaptırdıkları gökdelenler ve AVM’lerle  hem kentlerin canına okuyorlar hem de kitleleri Allah’ın kanunlarına bigane kılıp rantçı ve hasta zihniyetlerin oyuncağı haline getiriyorlar.

Kul Allah için yaşamalı ve Allah için yapılar yapmalıdır; Allah’ın kanunlarına muhalif yapı olamaz.

Geçmişe dönüp baktığımızda bu topraklarda hüküm sürmüş Selçukoğulları ve devamında Osmanoğullarının bazı dönemlerinde İslami dokuyu yansıtan binlerce mimari eser  yapılmıştır. Ama ne zaman ki bu imparatorluklar maddi gücü ele geçirip emperyal bir anlayışla hayata bakmaya başlamış ve mimari eserlerde Allah rızası ilkesini göz ardı etmiş, o zaman da yok olma sürecine girmişlerdir. Çünkü onlara artık mimari eserlerinde Allah rızası aramaktan çok debdebe, görkem, şaşaa peşinde koşmuşlardır. Yüce kitabımız Kur’an’da Ad, Semud gibi kavimlerin mimaride Allah rızası ölçütünü göz ardı ettikleri için bertaraf edildiklerini belirtiyor. Mimaride yukarıda saydığımız dört kriter sağlanmadıkça çöküş kaçınılmazdır çünkü Allah aklını işletmeyenleri pislik içinde bırakır.

Hat, Minyatür, Süsleme, Ebru, Fotoğraf, Duvar

Resimleri

Bu tür yüzeye şekil verme sanatlarında da temel ölçüt Allah rızası ve Allah’ın varlığını kullara aleni veya dolaylı yollardan hatırlatacak ürünler ortaya koymaktır. Oluşturulan her figür, ürün, desen, hat Allah’ı azametine, tek olduğuna, mutlak hüküm sahibi olduğuna, Rahman ve Rahim olduğuna işaret etmelidir çünkü kulun varlık nedeni,

  1. Allah’ın tek hüküm sahibi olduğunu kabul etmektir.
  2. Bütün yapıp etmelerini Allah’ın hükümlerini ölçüt alarak gerçekleştirmektir.

Bu amaçların dışında amaç olamaz. Hat yapıyorsun ama içinde Allah yok, minyatüründe garip garip şekiller var ama İslami ruh yok, duvarları süslüyorsun karışık zihnin yansımaları var ama Rabbin mesajı ortada yok o zaman ne işe yaradı yaptığın iş? Bizler senin eserinde bizi Yaratan’ın rahman ve rahim oluşunu görmeliyiz.

Dramatik(Ritmik) Sanatlar

Bu sanatlar insan bedenini biçimlendirmeye yönelik bale, dans, pandomim, opera, sinema, tiyatro vb. sanatlardır. İnsan ritmik sanat yapabilir, yapamaz diye bir kural yoktur. Hatta bedensel hareketler vücut için yararlıdır. Vücudunu kontrol etmek, yönetmek, vücuduna sahip çıkmak vb. beceriler ritmik sanatlar sayesinde olur. Ama bu sanatları da icra ederken temel ölçüt Allah’ın belirlediği kurallardır. Sahneye çıkıp soytarıca bir kıyafet giyip teşhircilik yaparsan tabi ki de sistem dışı hareket etmiş olursun. Sahnede soyunmayı, öpüşmeyi, karşı cinsle pornografik bir vaziyet almanı Allah’ın ölçütleri kabul etmez. Sana kimse dans etme demiyor ki! Et ama vücudunun bazı bölgelerini teşhir etme. Siz balet ve balerin kıyafeti gördünüz mü? Ne o erkeğin giydiği daracık kıyafet! Adamın cinsel organları etrafta geziniyor ve birileri de keyifle izliyor. Opera ve arya da işlenen konu, konu olsa! Saraydan kız mı ne kaçırıyorlar bir sürü öküz gibi bağıran çağıran yarı çıplak varlık birbiri peşi sıra koşup duruyor. Biri tutup diğerini öpüyor, diğeri başkasını kucaklayıp havaya savuruyor. Sonuç: Oyunun sonunda gelen seyirciler hiçbir şey anlamadan gösteriden çıkıyor. Akılda kalanlar ne peki? Daracık taytıyla acı çeken balet ve balerinler ve deli gibi sahnenin orasından burasına amaçsız bir şekilde koşturan oyuncular.  Pandomim bir nebze daha masum en azından pamdomimci bizi düşündürüyor, bilmece gibi yani. Sonuçta hangi ritmik sanat olursa olsun temel ölçüt belli: Allah’ın kanunu. Bu kanunu dikkate almadan bedenine form veremezsin. Yaptığın ritmik harekette önce hayâ hassasiyeti olmalıdır. Yıllar sonra izlediğinde pişman olacağın tutum ve davranışlar içermemelidir. Bireysel farkındalığını ve farkındalığımızı artıracak figürler sergilemelisin. Bizim yaratılış gerekçemizi bize hatırlatacak ritmik hareketler yapmalısın.

Bizler kendimizi de yaratacak kudrette değiliz. Bırakın kendimizi bir sineği dahi yapacak güçte değiliz. Bizleri yaratan bir güç var. Bu güç, bizi oyun eğlence olsun diye yaratmadı. Bizim yeryüzüne gönderilme gerekçemiz bellidir: Allah’ı tanımak, bilmek ve bütün yapıp etmelerimizi Allah’ın kurallarına uydurmaktır. Bu kurallar da Rahmet Elçisi’nin bize emanet olarak bıraktığı Yüce Kur’an’da ve sünnetinde yalın, açık, sürükleyici bir dille anlatılmıştır. Bunları öğrenmek için de Arapçayı öğrenmek zorunda değilsiniz. Bir meal alıp baştan sona okusan bile ana mesajı anlarsın. Ha ben derinleşmek istiyorum dersen o zaman da Arapçayı iyice öğrenip orijinal dilden de okuyabilirsin.

Unutmayalım ki bizler yeryüzüne pahalı evler, arabalar, saraylar, köşkler edinelim; bankalarda milyonlarımız biriktirelim; yiyelim, içelim, sefa sürelim diye gönderilmedik. Bir görevle var edildiğimizi – eğer deli değilse – her insan kavrar. Sorumlu olarak var edildik. Bu sorumluluk da Allah’ın belirlediği ölçülere göre kendini ve yaşam alanlarını dizayn etmektir.

Bireyde bu sorumluluk bilincini oluşturmak önce devletin, sonra ailenin işidir. Devlet,  devlet sınırları içini; aile, ev içini; okul, okul içini bu modelde insan yetiştirmek amacıyla düzenlemelidir.

Zanaat

İnsanın maddi ve pratik ihtiyaçlarını karşılayan çıraklık, kalfalık ve ustalık gibi deneyim aşamalarını içeren işlere zanaat denir. El becerilerine dayalı olarak gündelik ihtiyaçlara dönük araç gereç üretmeye yöneliktir.

Araç: Bir iş yapmak ve o işi sonuçlandırmak için gücünden yararlanılan nesne.

Gereç: Bir şey yapmak için kullanılması gereken maddeler, malzeme, materyal.

Örneğin, duvarı boyamak için kullandığımız fırça bir araçtır ama boya, tiner, zımpara vb. şeyler gereçtir.

 

Faysal Dal

 

 

0
  Benzer Yayınlar
  • No related posts found.

Yorum Ekle


error: Bilgi: İçerik Korumalıdır !