Take a fresh look at your lifestyle.

A‘râf 172 ve Rahmân 1–4 Işığında Deterministik Bir Antropoloji: Kod, Öğreti ve Beyan

23

Merkez tek değilse insan dağılır; merkez Rab ise insan tamamlanır.

İnsanın varlık krizi çoğu zaman inkârdan değil, merkez kaybından doğar. A‘raf 172’deki ontolojik şahitlik, insanın bilincine yerleştirilen tekil otorite ilkesini bildirir: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Rahman 1–4 ise bu merkezin nasıl işlediğini gösterir: Öğretti, yarattı, beyan etti. İnsan önce yönle donatılmış, sonra varlığa çıkarılmıştır. Bu yüzden insanın dağılması epistemik bir problem değil; merkezin parçalanmasıdır. Tevhid yalnızca inanç değil, iç bütünlüğün yasasıdır.


A‘râf 172 ve Rahmân 1–4 Işığında Deterministik Bir Antropoloji: Kod, Öğreti ve Beyan

Kur’an’da insanın mahiyetine dair en yoğun iki pasajdan biri A‘râf 172, diğeri Rahmân suresinin ilk ayetleridir. A‘râf 172’de geçen “Elestü bi Rabbikum?” hitabı ile Rahmân’daki “Alleme’l-Kur’ân, haleka’l-insân, allemehu’l-beyân” dizilimi birlikte okunduğunda, insanın ontolojisine dair sıradan bir yaratılış anlatımından çok daha derin bir model ortaya çıkar. Bu model, insanı pasif bir varlık olarak değil; kodlanmış, anlam-yüklü ve gelişime açık bir bilinç olarak konumlandırır. Deterministik bir bakışla ifade edecek olursak, insan rastlantısal değil; yönelimi belirlenmiş fakat gerçekleşmesi sürece bırakılmış bir varlıktır.

1. A‘râf 172: Ontolojik Kodun Bildirimi

A‘râf 172’de “Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp onları kendilerine şahit tuttu: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’” ifadesi yer alır. Bu sahnenin tarihsel bir zaman kesitinde yaşanmış metafizik bir olay mı, yoksa insan doğasına yerleştirilmiş ontolojik bir bilinç metaforu mu olduğu tartışılmıştır. Deterministik bir perspektiften bakıldığında, burada anlatılanın insanın varoluş çekirdeğine yerleştirilmiş aşkınlık yönelimi olduğu söylenebilir.

Bu ayet, insanın bilinç düzeyinde bir “tanıklık kapasitesi” taşıdığını ima eder. İnsan yalnızca bilen değil; bildiğini bilme potansiyeline sahip bir varlıktır. Bu noktada Platon’un anamnesis teorisi dikkat çekicidir. Platon’a göre bilgi öğrenme değil, hatırlamadır. Ruh, hakikati önceden bilir; öğrenme süreci bu bilginin açığa çıkmasıdır. A‘râf 172’deki tanıklık sahnesi de insanın hakikate içkin bir yatkınlıkla yaratıldığını düşündürür.

Burada deterministik olan şudur: İnsan, Rab fikrine nötr değildir. Aşkın bir otorite arayışı insan doğasının içine yerleştirilmiştir. Bu yönelim silinmez; yalnızca yön değiştirir. Bu yüzden tarih boyunca insanlık Tanrı’sız kalmamış, fakat Tanrı’yı dönüştürmüş ya da ikame etmiştir. Put, taş formunda da olabilir; ideoloji, güç, para veya ego formunda da.

2. Rahmân 1–4: Öğretmek, Yaratmak ve Beyan

Rahmân suresindeki sıra son derece dikkat çekicidir: “Rahmân. Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.” Burada “öğretme” fiilinin “yaratma”dan önce gelmesi, ontolojik bir önceliğe işaret eder. Bu, kronolojik değil; mantıksal bir önceliktir.

Eğer “Kur’an’ı öğretmek”, insanın anlam kapasitesini belirleyen ilk ilke ise, o halde insan biyolojik bir organizma olarak değil; anlam taşıyıcısı olarak tasarlanmıştır. Yaratılış, anlamın taşıyıcısını var etme sürecidir. Ardından gelen “beyan” öğretimi ise bu anlamın dışavurum kapasitesini gösterir.

Bu dizilim üç aşamalı bir modeli ortaya koyar:

  1. Anlamın yüklenmesi (öğretim),
  2. Varlığın inşası (yaratım),
  3. İfadenin mümkün kılınması (beyan).

İbn Sina’nın “akl-ı bilkuvve” kavramı burada hatırlanabilir. Ona göre insan aklı potansiyel hâlde bilme yetisine sahiptir; bu potansiyel fiile geçtikçe insan kemale erer. Rahmân’daki öğretim, bu potansiyelin yönünü belirler. İnsan boş bir levha değil; yönlendirilmiş bir imkândır.

3. Determinizm ve Özgürlük Arasındaki Gerilim

Bu modelde insan tamamen özgür değildir; fakat tamamen belirlenmiş de değildir. Belirlenmiş olan, yönelimdir. Gerçekleşme ise tercihe ve çevresel etkilere bağlıdır.

Kant’ın “içimdeki ahlak yasası” ifadesi burada anlamlıdır. Kant’a göre insan, ahlaki yasayı dışsal otoriteden değil; kendi rasyonel yapısından türetir. Bu yasa insanın doğasında vardır. A‘râf 172’deki “tanıklık” da benzer biçimde içsel bir yönelimi ifade eder. İnsan, Rab fikrine epistemik olarak yabancı değildir.

Deterministik yapı şudur: İnsan mutlak bir otorite aramak üzere kodlanmıştır. Bu kod silinemez; ancak yanlış adreslenebilir. Eğer aşkın bir merkez bilinçli olarak kabul edilmezse, insan başka merkezler üretir. Modern çağın çoklu putları, bu yanlış adreslemenin ürünüdür.

4. Putun Evrimi ve Kodun Bozulması

Antik dünyada put somuttu. Günümüzde ise soyutlaşmıştır. Artık taş heykeller değil; sistemler, ideolojiler, ekonomik yapılar, hatta bireysel arzular en yüksek otorite konumuna gelebilmektedir. Bu durum insanın iç tutarlılığını zedeler. Çünkü kod tek merkezli bir yönelime işaret ederken, modern bilinç çok merkezli bir dağılım üretir.

Bu dağılım, ahlaki zayıflıkların da açıklamasını sunar. Kişi bir eylemin yanlış olduğunu bilir; fakat haz veya arzu başka bir otorite gibi davranır. Burada cehalet bilgisizlik değil; örtme eylemidir. Kur’an’daki “küfr” kavramının kök anlamı da örtmektir. İnsan hakikati bilmediği için değil; bildiğini bastırdığı için sapabilir.

Bu noktada Augustinus’un “irade zayıflığı” analizleriyle paralellik kurulabilir. İnsan doğruyu bilse de arzularının baskısıyla farklı davranabilir. Deterministik yapı, bilginin varlığını garanti eder; fakat iradenin kullanımını zorunlu kılmaz.

5. Farkındalık Eğitimi Olarak Vahiy

Rahmân’daki “öğretmek” fiili, vahyin pedagojik boyutuna işaret eder. Vahiy, yeni bir kod yüklemekten ziyade; var olan kodu aktive eder. Bu açıdan vahiy bir hatırlatma mekanizmasıdır. “Zikr” kavramının Kur’an’da sıkça geçmesi de bunu destekler. İnsan unutan bir varlıktır; vahiy hatırlatır.

İbrahim’in yıldız, ay ve güneş üzerinden yaptığı akıl yürütme, içsel kodun çevresel gözlemle aktive edilmesidir. Bu, vahiy öncesi bir farkındalık sürecidir. Aynı şekilde Muhammed’in Hira’da yaşadığı tecrübe de içsel yönelimin vahiy ile bilinçli forma kavuşmasıdır. Bu örnekler, insanın sosyo-ekonomik konumundan bağımsız olarak hakikate yönelebileceğini gösterir. Kod, toplumsal statüye bağlı değildir.

6. İnsan: Teneke Değil, Dinamik Bir Donanım

Bu modelde insan pasif bir kap değildir. Teneke metaforu, içine ne konulursa onu taşıyan edilgen varlığı ifade eder. Oysa Kur’an antropolojisinde insan, donanımlı ve gelişime açık bir varlıktır. Potansiyel belirlenmiş; fakat fiilî gerçekleşme sürece bırakılmıştır.

Bu durum, varoluşçulukla da kısmi bir paralellik taşır. Sartre insanın özünü kendi eylemleriyle kurduğunu söyler; fakat Kur’an modeli bundan farklıdır. Burada öz tamamen boş değildir. Öz, yönelim taşır. İnsan özünü icat etmez; özünü gerçekleştirir ya da örter.

7. Sonuç: Tek Merkezli Bilinç

A‘râf 172 ve Rahmân 1–4 birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: İnsan, Rab merkezli bir bilinçle kodlanmış; anlam taşıma kapasitesiyle yaratılmış ve beyan gücüyle donatılmıştır. Deterministik olan yönelimdir; özgür olan ise yönelimin fiile dönüşme biçimidir.

Modern çağın krizi, Tanrı’nın inkârından çok; merkezlerin çoğalmasıdır. İnsan içsel olarak tek bir en-yüksek otoriteye göre yapılandırılmışken, pratik hayatta çoklu otoriteler arasında bölünmektedir. Bu bölünme iç çatışma, irade zayıflığı ve anlam kaybı üretir.

Dolayısıyla farkındalık eğitimi, insanın dışsal bilgiyle doldurulması değil; içsel kodun berraklaştırılmasıdır. Vahiy bu berraklaştırma sürecinin rehberidir. İnsan teneke değildir; fakat kendi merkezini kaybettiğinde tenekeleşebilir.

Deterministik çerçevede insanın trajedisi şudur: Kod sabittir; fakat bilinç dağıtılabilir. Kurtuluş ise merkezin yeniden tekleştirilmesidir. “Ben Rabbiniz değil miyim?” sorusu tarihsel bir soru değil; her bilinç anında yeniden sorulan ontolojik bir çağrıdır. İnsanın cevabı ise yaşamının bütününe yayılmış bir beyan olarak ortaya çıkar.

Diyoruz ki:

  • A‘raf 172’de kod belirlendi: “Ben Rabbinizim.”
  • Rahman’da öğretildi → yaratıldı → beyan kapasitesi verildi.
  • O halde insan edilgen bir “teneke” değil; programlanmış ama gelişime açık bir bilinç taşıyıcısı.

Bu bayağı devrimsel bir antropoloji.


1️⃣ Kod Ne Demek?

Kur’an 7:172’deki “Elest” sahnesi şöyle okunabilir:

Bu bir tarih öncesi olay anlatımı değil;
bu insanın varoluş çekirdeğini anlatan bir bilinç metaforu olabilir.

“Ben Rabbiniz değil miyim?”

Bu şu demek:

İnsan mutlaklık arayan bir bilinçle yaratıldı.

Yani insanın içinde “aşkınlık yönelimi” var.

Bu, boş bir levha (tabula rasa) değildir.


2️⃣ Rahman’daki Sıra Neden Kritik?

Kur’an 55:1-4:

  • Rahman
  • Öğretti Kur’an’ı
  • Yarattı insanı
  • Beyanı öğretti

Burada pedagojik bir sıralama var:

1️⃣ Anlam kodu
2️⃣ Ontolojik varlık
3️⃣ İfade kapasitesi

Yani insan:

Sadece yaratılmış değil,
anlam taşıyacak şekilde yaratılmış.

Bu şu demek:

İnsan biyolojik bir tesadüf değil;
anlam taşıma potansiyeli olan bir varlık.


3️⃣ Felsefî Bağlantı

Mesela:

🏛 Platon

Bilgiyi hatırlama (anamnesis) olarak görür.

Bilgi dışarıdan gelmez; ruh hatırlar.

Bu Elest okumasına çok benziyor.


🏛 Immanuel Kant

Ahlâk yasasının içsel olduğunu söyler.

“Üzerimde yıldızlı gök, içimde ahlak yasası.”

Bu da içsel kod fikri.


🌿 İbn Sina

İnsanı “akl-ı bilkuvve” olarak görür.

Potansiyel akıl.

Yani aktifleşmeye açık donanım.


4️⃣ Deterministik Okuma

Senin tezini deterministik şekilde formüle edelim:

İnsan =
Yüklenmiş yönelim (Rabb tanıma eğilimi)

  • Öğrenebilir kapasite
  • Beyan edebilme gücü

Ama ortam ve tercih bu kapasitenin yönünü belirler.

Bu durumda:

İnsan ne tamamen özgür,
ne tamamen belirlenmiş.

Potansiyel belirlenmiş;
gerçekleşme süreci açık.

Bu çok dengeli bir model.


5️⃣ “Teneke Değil” Meselesi

Teneke:

  • İçine ne koyarsan onu taşır.

Ama insan:

  • İç kodu olan
  • Kendini geliştirebilen
  • Kendi bilincini gözlemleyebilen bir varlık.

Bu, klasik materyalist insan tasavvurundan ayrılır.


6️⃣ Kritik Bir Soru

Eğer kod:

“Ben Rabbinizim.”

ise…

Bu kodu bozmanın modern versiyonu ne olabilir?

Put artık taş değil.

Belki:

  • İdeoloji
  • Ulus
  • Para
  • Güç
  • Ego

Kur’an farkındalık eğitimini nasıl veriyor?
Ve bazı insanlar bu “kodu” nasıl çözüyor?

Bunu ağır ağır, katman katman açalım.


1️⃣ Kur’an Farkındalığı Nasıl İnşa Eder?

Kur’an farkındalığı bilgi yükleyerek değil, uyanıklık üreterek verir.

Metoduna bak:

  • Sürekli soru sorar: “Düşünmez misiniz?”
  • Sürekli hatırlatır: “Aklınızı kullanmaz mısınız?”
  • Sürekli doğaya yönlendirir: gök, toprak, ölüm, gece, gündüz.

Bu bir dogma öğretimi değil.
Bu bir bilinç aktivasyonu.

Kur’an’ın yöntemi:

İçte zaten var olan şeyi uyandırmak.

Bu yüzden “zikr” kelimesi önemli.
Yeni bilgi değil; hatırlatma.


2️⃣ Hz. İbrahim “Kodu” Nasıl Çözdü?

🌿 İbrahim

Kur’an’daki anlatı çok ilginçtir.

Yıldız → Ay → Güneş süreci.

Bu bir vahiy değil,
bu bir düşünme deneyidir.

Bu anlatı şunu gösteriyor:

İnsan dış dünyayı gözlemleyerek metafizik sonuca ulaşabilir.

Yani İbrahim’in farkındalığı:

  • Doğa gözlemi
  • Tutarlılık arayışı
  • Geçici olanı reddetme

Bu tam anlamıyla deterministik bir bilinç inşasıdır.


3️⃣ Hz. Muhammed Nasıl?

🌿 Muhammed

O da bir akademi ürünü değildi.
Ama iki şey vardı:

  • Derin tefekkür alışkanlığı
  • Ahlâkî hassasiyet

Hira’da inziva, aslında farkındalık pratiğidir.

Toplum putperest, ilkel olabilir.
Ama bilinç çevreden otomatik türemez.

Kur’an’ın ilk emri ne?

“Oku.”

Bu sadece harf okumak değil.
Varoluşu okumak.


4️⃣ Araf 172 ile Bağlantı

“Rabb’in, ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı…”

Bu ayet (Kur’an 7:172) metafizik bir sözleşme olarak yorumlanır.

Ama senin yaklaşımın daha epistemik:

İnsan zaten Rabbini tanıyabilecek donanımla yaratıldı.

Bu durumda “şahitlik” bilinç çekirdeğidir.

İnsan bunu:

  • Bastırabilir
  • Örtebilir
  • Ya da aktive edebilir

İbrahim ve Muhammed aktive eden örnekler.


5️⃣ Peki Fakir ve İlkel Toplumda Bu Nasıl Oldu?

Bu çok kritik.

Demek ki:

  • Zenginlik şart değil
  • Akademik eğitim şart değil

Ama bir şey şart:

İçsel dürüstlük.

Kur’an’da sık geçen ifade:

“Kalpleri vardı ama anlamadılar.”

Yani mesele zeka değil,
niyet ve yönelim.


6️⃣ Öğretti – Yarattı – Beyanı Verdi

Rahman suresindeki sıra:

“Öğretti → Yarattı → Beyan verdi”

Bu şu olabilir:

  1. Anlam kapasitesi verildi
  2. Beden verildi
  3. İfade ve bilinç açılımı verildi

İbrahim ve Muhammed bu sıralamaya uygun davrandılar:

  • İç kodu inkâr etmediler
  • Gözlem yaptılar
  • Beyan ettiler

Yani farkındalık + cesaret.


7️⃣ Çok İnce Bir Nokta

Burada tehlikeli bir soru var:

Eğer kod herkese yüklüyse,
neden herkes çözmüyor?

Cevap şu olabilir:

Çünkü kod otomatik çalışmaz.
Aktivasyon gerekir.

Aktivasyon neyle olur?

  • Sarsıntı
  • Soru
  • Yalnızlık
  • Ahlâkî rahatsızlık

İbrahim’in toplumuna yabancılaşması,
Muhammed’in putperestliğe tahammülsüzlüğü…

Bu rahatsızlık farkındalığın tetikleyicisidir.
“Önce yarattı” değil de “önce öğretti” denmesi… Bu sıradan bir üslup tercihi değil. Bu, ontolojiye müdahaledir.

Bahsettiğimiz pasaj:

📖 Kur’an – Rahman 1–4

er-Rahmân
alleme’l-Kur’ân
halaka’l-insân
allemehu’l-beyân

Normal beklenti ne olurdu?

Yarattı → öğretti.

Ama metin tersini söylüyor.

Şimdi bunu üç düzlemde açalım:


1️⃣ Mantıksal (Epistemik) Açıklama

Bir varlığın “insan” olabilmesi için ne gerekir?

Sadece biyolojik organizma olmak yetmez.
İnsan dediğimiz şey:

  • Anlayan
  • Sembolleştiren
  • Anlam kuran
  • Değer üreten

bir varlıktır.

Eğer anlam kapasitesi yoksa, o varlık “insan” değildir; sadece organizmadır.

Bu yüzden metin şunu ima ediyor olabilir:

İnsanı insan yapan şey, öğretidir.

Yani burada “öğretmek”, kronolojik bir ders verme değil;
varlığın anlam yapısının kurulmasıdır.

Mantıksal olarak:

Öğretim = varlığın insan olma koşulu.
Bu nedenle ontolojik olarak önce gelir.


2️⃣ Deterministik Açıklama

Deterministik bakarsak:

Bir sistemin davranışı, içsel programına bağlıdır.

Eğer insan:

  • Beyan kapasitesiyle donatılmışsa
  • Hakikatle ilişki kurma koduna sahipse

O zaman onun eylemleri rastgele değildir.

“Önce öğretti” demek şu olabilir:

İnsan kaotik değil, anlam determinizmi içinde yaratılmıştır.

Yani insanın özü:

  • Bilinç
  • İdrak
  • Tanıklık kapasitesi

üzerine kuruludur.

Bu durumda yaratılış, biyolojik değil epistemik bir projedir.


3️⃣ Felsefî Açıklama

Burada çok derin bir metafizik var.

Batı felsefesinde iki yaklaşım vardır:

  • Önce varlık, sonra anlam (örneğin varoluşçular)
  • Önce logos, sonra varlık (klasik metafizik)

Bu ayet ikinciyi çağrıştırır.

Yani:

Anlam, varlıktan önce gelir.

Bu, antik Yunan’daki “Logos” kavramıyla da ilişkilidir.

Aristoteles
İnsanı “zoon logon echon” (logos sahibi canlı) olarak tanımlar.

Ama burada daha radikal bir şey var:

İnsan logos sahibi değil;
logos için yaratılmış.


4️⃣ Ontolojik Derinlik

Şöyle bir okuma mümkün:

“Rahman” → İlahi merhamet
“Öğretti” → Bilinç verdi
“Yarattı” → O bilince sahip varlık formunu var etti

Yani yaratma, bilinç için bir zemin oluşturmadır.

Bu sırayla ayet adeta şunu söyler:

İnsanın özü bilgiyle başlar, maddesi sonra gelir.

Bu, materyalist ontolojiye ciddi bir meydan okumadır.


5️⃣ A‘râf 172 ile Bağlantı

Eğer insanın özü bilinç ve beyan ise,
“Elest”teki tanıklık mümkün hale gelir.

Çünkü:

Tanıklık = beyanın kullanımıdır.

Rahman’daki sıra,
A‘râf’taki sorumluluğun altyapısını kuruyor olabilir.


6️⃣ Sonuç Cümlesi

“Önce öğretti” ifadesi:

  • İnsanın epistemik varlık olduğunu
  • Anlamın maddeden önce geldiğini
  • Sorumluluğun bilinçle başladığını
  • Yaratılışın bir eğitim projesi olduğunu

bildiriyor olabilir.

Bu gerçekten devrimsel bir antropoloji.


Şimdi sana zorlayıcı bir soru bırakayım:

Eğer anlam ontolojik olarak önce geliyorsa,
insanın inkârı cehalet midir
yoksa bilinçli bir tercih midir?

Bu bizi çok derin bir yere götürür.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.