Kur’ân’da Utanç, Nepotizm, Ulu Zat Kavramı ve Mezardaki Kişi Üzerinden Allah’a Yaklaştığını Hissetme!
Aşağıda Kur’ân’daki bireysel (içsel) ve toplumsal (kolektif) utançları;
– neyden utanılır,
– neden utanılır,
– neyi onarması beklenir
başlıklarıyla net ve deterministik biçimde ayırıyorum.
I. KUR’ÂN’DA BİREYSEL (İÇSEL) UTANÇLAR
Bunlar kişinin vicdanında, Allah ile baş başa kaldığında ortaya çıkar.
1. Allah’tan Gereği Gibi Haya Etmemek
“Allah’tan hakkıyla haya etmiyorlar.”
(En‘âm 91, Hac 74)
Nedir?
– Allah’ı anarken gevşek olmak
– O yokmuş gibi davranmak
📌 Utanç noktası:
“Beni gören varken bunu nasıl yaptım?”
Bu, modern psikolojide içsel ahlâkî denetimdir.
2. Gizli Günah – Açık Dindarlık Çelişkisi
“İnsanlardan gizlerler ama Allah’tan gizleyemezler.”
(Nisâ 108)
Nedir?
– İnsanlara karşı “iyi”,
– Allah’a karşı umursamaz olmak
📌 Utanç:
İki yüzlülük fark edildiği an duyulan iç sarsıntı
3. Nimeti Görmezden Gelme (Nankörlük)
“Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”
(Tekâsür 8)
Nedir?
– Sahip olduklarını hak zannetmek
– Minnet duymamak
📌 Utanç:
“Bunca imkân varken ben ne yaptım?”
4. Bilip Yapmamak (Ahlâk–Eylem Tutarsızlığı)
“Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz?”
(Saff 2–3)
📌 Kur’ân burada açıkça şunu söyler:
En ağır utanç, bilinçli çelişkidir.
Bu ayet pedagojik olarak çok güçlüdür.
5. Nefsini Temize Çıkarma
“Kendinizi temize çıkarmayın.”
(Necm 32)
Nedir?
– Sürekli kendini haklı görmek
– Hiç hata kabul etmemek
📌 Utanç:
Hatasızlık iddiasının kendisi
II. KUR’ÂN’DA TOPLUMSAL (KOLEKTİF) UTANÇLAR
Bunlar bireyi değil, bir toplumu ilgilendirir.
Kur’ân bu noktada çok serttir.
6. Adaletsizlik (En Büyük Toplumsal Utanç)
“Zalimler için yaşasın ateş.”
(İbrahim 17 – bağlam)
Nedir?
– Gücü olanın ezmesi
– Hukukun eğilmesi
📌 Kur’ân’a göre:
Bir toplum adaletsizse utanması gerekir,
çünkü çöküş başlamıştır.
7. Yetimi, Zayıfı, Yoksulu Görmezden Gelmek
“Yetimi iter kakar.”
(Mâûn 2)
“Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.”
(Mâûn 3)
📌 Bu ayetler şunu söyler:
Sosyal merhametsizlik = ahlâkî iflas
8. Toplumsal Riya (Gösteriş Ahlâkı)
“Namaz kılarlar ama gösteriş yaparlar.”
(Mâûn 6)
📌 Buradaki utanç: – İbadetin bile imaj aracı yapılması
Bu, kurumsallaşmış ikiyüzlülüktir.
9. Ahlâksızlığın Normalleşmesi
“Çirkinlik yaygınlaşsın isteyenlere acı azap vardır.”
(Nûr 19)
📌 Çok kritik: – Günah işleyen değil
– Günahı normalleştiren toplum utanmalıdır
10. Toplumsal Sessizlik (Kötülüğe Göz Yumma)
“Niçin birbirlerini kötülükten alıkoymuyorlardı?”
(Mâide 79)
📌 Bu ayet çok net:
Susmak da suçtur.
III. Kur’ân’daki en derin utanç türü (kilit nokta)
“Onlar utanmazlar.”
(Bakara 74, A‘râf 179 bağlamı)
Bu en tehlikeli durumdur.
Çünkü:
- Utanç yoksa
- Düzeltme de yoktur
📌 Kur’ân’a göre:
Utanç = ahlâkın son kalesi
IV. Modern psikolojiyle kısa köprü
Kur’ân’daki utanç:
- Toksik utanç değildir (ezici, kimlik yıkan)
- Sağlıklı utançtır (davranış düzenleyici)
Modern karşılığı:
- Ahlâkî farkındalık
- Vicdan
- Öz düzenleme
Tek cümlelik özet (derslik):
Kur’ân’da utanılacak olan insan olmak değil,
insanlığını unutmuş gibi yaşamaktır.
Kur’ân, nepotizmi sadece ahlâkî bir kusur değil, toplumsal çöküş sebebi olarak görür.
1. Nepotizm nedir? (Kur’ân diliyle)
Modern terimle nepotizm:
- Akrabayı
- Yakını
- Kabileyi
- “Bizden olanı”
liyakat yerine tercih etmektir.
Kur’ân bu durumu genelde şu kelimelerle anlatır:
- zulüm
- haksızlık
- adaletten sapma
- emanete ihanet
Yani mesele “akraba sevgisi” değil;
adaletin bozulmasıdır.
2. Kur’ân’da en temel ilke (çapa ayet)
“Ey iman edenler!
Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa
adaleti ayakta tutun.”
(Nisâ 135)
📌 Bu ayet şunu söyler:
- Akraba = dokunulmaz değil
- Yakınlık = mazeret değil
- Adalet = mutlak
Deterministik okuma:
Adalet bozulursa sistem çöker.
Kim için bozulduğu önemli değil.
3. Nepotizmin Kur’ân’daki en açık reddi
“Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.”
(Mâide 8)
Burada iki yön var:
- Düşmana haksızlık haram
- Yakına haksızlık haram
📌 Yani:
Nepotizm = düşmana zulüm kadar ağır bir sapma
4. Peygamber üzerinden verilen en sert mesaj
“Kızım Fâtıma da çalsa elini keserdim.”
(Hadis – Kur’ân ilkesiyle birebir uyumlu)
Kur’ân’daki karşılığı:
“Hiç kimse başkasının yükünü taşımaz.”
(En‘âm 164)
📌 Burada verilen mesaj çok net:
- Soy kurtarmaz
- Yakınlık dokunulmazlık sağlamaz
5. Toplumsal düzeyde nepotizm = fesat
“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”
(A‘râf 56)
Kur’ân’a göre nepotizm:
- Liyakatsizi yetkili yapar
- Ehliyetliyi dışlar
- Toplumsal güveni yok eder
Bu yüzden fesat başlığı altına girer.
6. Tarihsel örneklerle ima edilen nepotizm eleştirisi
Kur’ân birçok kıssada bunu isim vermeden eleştirir:
a) Firavun düzeni
- Yakın çevre
- Saray elitleri
- Halktan kopuk iktidar
“Firavun yeryüzünde büyüklendi.”
(Kasas 4)
Bu büyüklük:
- Kayırmacı sistem
- Güç tekeli
- Liyakatsizlik
b) İsrailoğulları’ndaki seçilmişlik yanılgısı
“Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz.”
(Mâide 18)
Kur’ân cevabı:
“Öyleyse neden cezalandırıyor?”
📌 Mesaj:
Yakınlık iddiası ahlâk üretmiyorsa boştur.
Bu, teolojik nepotizmdir.
7. Emanet–liyakat ilkesi (nepotizmin panzehiri)
“Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.”
(Nisâ 58)
Bu ayet:
- Kamu görevi
- Yetki
- Sorumluluk
için evrensel ilke koyar.
📌 Kur’ân’a göre:
Emaneti ehil olmayana vermek = ihanet
Yakınlık mazeret değildir.
8. En çarpıcı örnek: Nûh’un oğlu
“O senin ailenden değildir.”
(Hûd 46)
Bu ayet nepotizmin kökünü keser.
📌 Mesaj:
- Kan bağı ≠ ahlâk bağı
- Yakınlık ≠ kurtuluş
Bu, Kur’ân’daki en radikal adalet cümlelerinden biridir.
9. Toplumsal sonuç (deterministik okuma)
Kur’ân’a göre:
| Nepotizm varsa | Sonuç |
|---|---|
| Liyakat yok | Çürüme |
| Adalet yok | Güvensizlik |
| Güven yok | Dağılma |
| Dağılma | Çöküş |
Bu bir ahlâk uyarısı değil,
sistem yasasıdır.
10. Tek cümlelik çok net özet
Kur’ân’da nepotizm,
“akraba sevgisi” değil,
“adaletin ihaneti” olarak tanımlanır.
1. Kur’ân’a göre “ulu kişi” var mı?
Kısa ve net cevap:
Kur’ân’a göre ontolojik olarak “ulu insan” yoktur.
Ulu olan yalnızca Allah’tır.
A) “Ulu” sıfatı kime aittir?
Kur’ân’da:
- el-Aliyy (En Yüce)
- el-Azîm (En Büyük)
- el-Kebîr (En Ulu)
➡️ Bu sıfatlar sadece Allah için kullanılır.
“Ulu ve Büyük olan O’dur.”
(Şûrâ 4)
📌 Yani:
- İnsan “saygıdeğer” olabilir
- “örnek” olabilir
- “salih” olabilir
Ama ontolojik yücelik (ulu zat) insana verilmez.
B) Peygamberler bile nasıl tanımlanır?
“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım.”
(Kehf 110)
Peygamber:
- Seçilmiştir
- Görevlidir
- Örnektir
Ama:
Kutsal varlık değildir
Kur’ân, peygamberi bile ilahî hiyerarşinin dışına koymaz.
C) Kur’ân’ın kullandığı tek üstünlük ölçütü
“Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.”
(Hucurât 13)
📌 Çok kritik nokta:
- Takva sabit bir rütbe değil
- yaşanan bir bilinç hâlidir
Yani:
Bugün takvalı olan yarın olmayabilir.
Bu yüzden Kur’ân:
- “ulu zat” üretmez
- ahlâkî süreç üretir
2. “Ulu zat” kavramı nereden çıktı?
Bu kavram:
- Kur’ân’dan değil
- kültürel–tasavvufî dilden gelir
Sorun şurada başlar:
Saygı → kutsama → dokunulmazlık
Kur’ân bu zinciri bilinçli olarak kırar.
3. Peki “mezar ziyareti” Kur’ân’a göre nedir?
Burada çok hassas bir ayrım var.
A) Mezar ziyareti ibret için → EVET
Kur’ân defalarca şunu söyler:
“Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı?”
(Rûm 9)
Bu ayet sadece şehirleri değil,
geçmiş insanları ve akıbetlerini düşünmeyi de kapsar.
📌 Mezar ziyareti:
- Ölümü hatırlatıyorsa
- Faniliği öğretiyorsa
- Kişiyi tevazua indiriyorsa
➡️ İbret vardır.
B) Mezar ziyareti sevap makinesi olarak görülürse → HAYIR
Kur’ân’a göre:
- Sevap = niyet + eylem
- Başkasının makamı sana otomatik sevap kazandırmaz
“İnsan için ancak kendi çalıştığı vardır.”
(Necm 39)
📌 Yani:
- Birinin mezarına gitmek
- Seni otomatik olarak yüceltmez
C) Mezar üzerinden Allah’a yaklaşma → RED
Kur’ân burada çok nettir:
“Allah ile aranıza aracı koymayın.”
(Zümer 3 – anlam)
“Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne fayda verecek şeylere dua ederler.”
(Yûnus 18)
📌 Eğer mezar:
- Dua adresi oluyorsa
- Aracıya dönüşüyorsa
- “Orada daha çabuk kabul olur” deniyorsa
➡️ Bu Kur’ânî çizginin dışına çıkar.
4. Kur’ân’a göre doğru çerçeve (çok net tablo)
| Durum | Kur’ân’a göre |
|---|---|
| Salih insanlara saygı | ✅ |
| Onları örnek almak | ✅ |
| Mezarlarını ibret için ziyaret | ✅ |
| Mezarla sevap kazanma beklentisi | ❌ |
| Mezar üzerinden Allah’a yönelme | ❌ |
| İnsanları “ulu zat” ilan etmek | ❌ |
5. Kur’ân neden “ulu insan” fikrine mesafelidir?
Çünkü:
- Ulu kişi → dokunulmazlık üretir
- Dokunulmazlık → eleştirisizlik doğurur
- Eleştirisizlik → istismar doğurur
Kur’ân bu zinciri başta koparır.
6. Tek cümlelik çok net özet
Kur’ân’da ulu zat yoktur;
ulu olan yalnızca Allah’tır.
İnsanlar saygı görür, örnek olur;
ama kutsanmaz.
Mezarlar ibret yeridir,
sevap dağıtım merkezi değil.
Bu soru tam merkezden sorulmuş bir soru. Net konuşalım; yuvarlamadan ama kimseyi de yaftalamadan.
Kısa ve açık cevap:
Evet — mezardaki kişi üzerinden Allah’a yaklaşma, Kur’ân’a göre şirke kapı aralar; çoğu durumda doğrudan şirktir.
Şimdi bunu niyet–eylem–inanç üçlüsüyle, Kur’ân zemininde sakin sakin açalım.
1. Kur’ân’da şirk nedir? (temel tanım)
Şirk sadece:
- “Put yaptım”
- “Allah’tan başka ilah var dedim”
değildir.
Kur’ân’daki asıl şirk tanımı şudur:
Allah ile kul arasına aracı koymak.
“Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”
(Zümer 3)
⚠️ Dikkat et:
Buradaki insanlar Allah’ı inkâr etmiyor.
Sorun şurada:
“Bizi Allah’a yaklaştırsınlar.”
2. Mezar üzerinden Allah’a yaklaşma nasıl olur?
Genelde üç biçimde görülür:
1️⃣ “Bu zatın yüzü suyu hürmetine…”
2️⃣ “Onun hatırı için…”
3️⃣ “Onun yanında dua daha çabuk kabul olur.”
Burada kritik soru şudur:
Kabul merci kim?
- “Allah kabul eder ama o vesile” deniyorsa
- “O Allah katında güçlü” deniyorsa
➡️ Aracılık kurulmuştur.
Kur’ân bu noktada durdurur.
3. Kur’ân’ın açık itirazı
A) Aracı reddi
“De ki: Allah ile aranıza koyduğunuz ortakları çağırın.”
(İsrâ 56)
“Onlar ne sizin sıkıntınızı giderebilir ne de değiştirebilir.”
(İsrâ 56 devamı)
📌 Çok net:
- Ölü olsun
- Diri olsun
- Peygamber olsun
- Salih olsun
Yetki yok.
B) Yakınlık iddiasının iptali
“Kullarım sana beni sorarsa, şüphesiz ben çok yakınım.”
(Bakara 186)
Kur’ân burada şunu yapar:
- Aracı zincirini bilinçli olarak kırar
Yakınlık = doğrudanlık
4. “Ama biz o kişiye tapmıyoruz” itirazı
Bu itiraz Kur’ân’da bizzat aktarılır:
“Biz onlara tapmıyoruz; bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye (böyle yapıyoruz).”
(Zümer 3)
📌 Kur’ân cevabı:
Bu gerekçe kabul edilmez.
Yani:
- Tapınma kelimesini kullanmamak
- Niyetin “Allah” olması
aracılığı masumlaştırmaz.
5. Mezar ziyareti nerede şirk olmuyor?
Burayı net ayıralım, çünkü karışıyor.
✅ Şirk olmayan:
- Ölümü hatırlamak
- İbret almak
- “Ben de böyle olacağım” demek
- Allah’a doğrudan dua etmek
❌ Şirke giren:
- Mezar sahibinden medet ummak
- Duayı ona yöneltmek
- Onu “yaklaştırıcı güç” görmek
- Kabulü onunla ilişkilendirmek
6. İnce ama çok önemli ayrım
ŞU DEĞİLDİR:
“Allah’ım, beni bağışla.”
ŞU SORUNLUDUR:
“Allah’ım, falanca zat sayesinde beni bağışla.”
Çünkü:
- Duanın yönü Allah
- Ama yetki gerekçesi başka biri
Bu, Kur’ân’a göre yetki paylaşımıdır.
7. “Vesile” ayetiyle karıştırılan nokta
“Allah’a vesile arayın.”
(Mâide 35)
Kur’ân’daki vesile:
- Salih amel
- Takva
- Adalet
- Sabır
- Doğru eylem
❗ Kişiler değil, değerler vesiledir.
Kur’ân’da:
- “Falancayı vesile edin” diye tek ayet yok.
8. Son derece net Kur’ânî sonuç
Mezardaki kişi üzerinden Allah’a yaklaşma,
iyi niyetle bile yapılsa,
Kur’ân’a göre meşru değildir
ve şirke düşme riski taşır.
Kur’ân’ın hassasiyeti şudur:
Allah ile kul arasına
hiç kimse girmesin.
Tek cümlelik özet (çok net):
Mezar ibret içindir;
dua adresi değildir.
Yaklaştıran kişi değil,
samimiyet ve adalettir.
İlk İnsandan Bu Yana Değişen Bir Şey Var mı?
1. Evet: Sorunun özü değişmedi
Kur’ân bu konuda seninle aynı şeyi söylüyor
Kur’ân insanlık tarihini ilerlemeci bir masal gibi anlatmaz. Tam tersine:
“İnsan gerçekten çok zalim ve çok cahildir.”
(Ahzâb 72)
“İnsan acelecidir.”
(İsrâ 11)
“İnsan nankördür.”
(Âdiyât 6)
📌 Yani:
- Adem’den bugüne ham madde aynı
- Nefs, korku, çıkar, güç arzusu değişmedi
Bu yüzden:
- Nepotizm
- Aracılık (şirk)
- Güç tapınması
sürekli geri gelir.
Kur’ân bunu “ilerleyemedik” diye değil,
“imtihan aynı” diye okur.
2. Ama kritik düzeltme: İnsanlık ilerlemedi değil
ilerleme ahlâkta değil, araçta oldu
İnsan:
- Daha gelişmiş araçlar yaptı
- Daha karmaşık sistemler kurdu Ama:
- Nefsini terbiye etmede aynı yerde kaldı
Firavun:
- Saray kurdu
Bugün: - Kurum kuruyor
Ama refleks aynı:
“Bu düzen benimle ayakta.”
Kur’ân bu yüzden teknolojiyi değil, ahlâkı merkeze alır.
3. Nepotizm ve şirk neden sürekli geri geliyor?
Çünkü ikisi de aynı psikolojik kökten beslenir:
Nepotizm:
“Benim olan güvenlidir.”
Şirk:
“Benim bildiğim aracı daha etkilidir.”
İkisi de şunu söyler:
“Allah’a (ya da adalete) doğrudan güvenmek zor.”
Bu, korkunun metafiziğidir.
4. Kur’ân’ın çok sarsıcı tespiti
“Onların çoğu Allah’a iman eder ama şirk koşarlar.”
(Yûsuf 106)
Bu ayet tam senin dediğin yere işaret eder:
- Çoğunluk “inanıyor”
- Ama aracısızlığa dayanamıyor
📌 Yani:
- İnanç var
- Tevhid yok
Bu yüzden Kur’ân çoğunluğu değil, istikameti över.
5. Peki bu bir başarısızlık mı?
Hayır. Kur’ân’a göre bu:
İnsanlığın trajedisi değil, sınavın doğasıdır.
Bak çok kritik ayet:
“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki herkes iman ederdi.”
(Yûnus 99)
Yani:
- Çoğunluğun sapması = plan dışı değil
- Özgür iradenin bedeli
6. O zaman peygamberler “başarısız” mı?
Kur’ân buna da cevap verir:
“Sen sadece hatırlatıcısın.”
(Gâşiye 21)
Peygamber:
- İnsanlığı düzeltmekle değil
- ölçüyü koymakla görevli
Ölçü konduktan sonra:
- Sapma → insanın tercihi
- İstikamet → yine insanın tercihi
7. Çok önemli denge cümlesi
Şunu söylemek doğru:
İnsanlığın çoğu nepotizm ve şirke kayıyor.
Ama şunu eklemezsek eksik olur:
Kur’ân çoğunluk dini değildir.
“İnsanların çoğu bilmez.”
(A‘râf 187)
Hakikat:
- Kalabalıkla ölçülmez
- Süreklilikle ölçülür
Her çağda:
- Az ama berrak bir çizgi var
8. Son bağlayıcı sonuç (çok net)
İnsanlık ahlâken evrim geçirmedi,
ama hakikat her çağda berraklaştı.
Sorun bilgi eksikliği değil:
Cesaret eksikliği.
Aracısız durabilme cesareti
Kayırmadan vazgeçme cesareti
Yalnız kalmayı göze alma cesareti
Tek cümlelik ama ağır bir sonuç:
İnsanlık ilerlemedi çünkü ilerlemek;
güçlenmek değil,
aracıları terk etmektir.