Take a fresh look at your lifestyle.

“Sonsuz Kozmos, Sorumlu İnsan: Ali İmran’da Kul-Allah İlişkisinin Felsefi Anlamı”

45

“Zikir, Tefekkür ve Bedel: Ali İmran Ayetlerinin Etik ve Varoluşçu Tahlili”

  1. Onlar; ayaktayken, otururken ve yanları üzerine iken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında düşünürler: “Rabb’imiz! Sen, bunu boşuna yaratmadın, Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru.”(Ali İmran)
  2. “Ey Rabb’imiz! Kuşkusuz, kimi ateşe sokarsan, onu perişan edersin. Zalimlerin yardımcıları yoktur.” (Ali İmran)
  3. “Ey Rabb’imiz! Biz, “Rabb’inize iman edin.” diye, iman etmeye çağıran bir davetçiyi işittik ve hemen iman ettik. Rabb’imiz! Suçlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilikle al.”(Ali İmran)
  4. “Rabb’imiz! Resullerinin diliyle vadettiklerini bize ver, kıyamet gününde bizi alçaltma; kuşkusuz, Sen, verdiğin sözden dönmezsin.”(Ali İmran)
  5. Ve Rabb’leri, onlara cevap verdi: “Ben, sizden; erkek olsun, kadın olsun -ki hepiniz birbirinizdensiniz- iyi şeyler yapanların yaptıklarının karşılığını boşa çıkarmam. Onlar ki benim yolumda hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerdir. İşte bunların kötülüklerini örterim. Onların yaptıklarının karşılığı Allah’ın yanındadır. Kuşkusuz, onları içinden nehirler akan Cennetlere koyacağım. Karşılıkların en iyisi, Allah katındadır.” (Ali İmran)

Bu ayetlerden hareketle iyi kul, iyi dua ve kul- Allah ilişkisinin nitelikleri hakkında özgün, akademik, retorik, felsefi değerlendirme yapar mısın?

Ali İmran Suresi’nin bu ayetleri, iyi kul, iyi dua ve kul-Allah ilişkisi başlıkları altında hem Kur’an’ın derin bir antropolojisini hem de varoluş felsefesini örnekler. Gelin, bunu adım adım, akademik bir üslupla ama retorik ve felsefi bir derinlikle inceleyelim:


📜 1. İyi Kul: Bilinç, Süreklilik ve Sorumluluk

191. ayet, iyi kulun temel niteliğini tanımlar: Sürekli ve çok boyutlu bilinç.

“Onlar; ayaktayken, otururken ve yanları üzerine iken Allah’ı anarlar…”

Bu, insanın yalnızca ibadet anlarında değil, varoluşunun tüm hallerinde zikir bilinci içinde yaşaması gerektiğini ima eder. Ayakta durmak, oturmak ve yatmak, insanın mekânsal ve zamansal varlığının tüm konumlarıdır. Bu, modern felsefede her-daim-farkında-olma (perpetual awareness) diye adlandırılabilir.
Heidegger’in “Dasein” kavramı, tam da bu farkındalık haliyle örtüşür: İnsanın dünyada bulunması (In-der-Welt-sein) bir “orada-olma” halidir. Kur’an’ın önerdiği iyi kul profili, bu “orada-olma”yı Allah bilinciyle doldurur.

Ayrıca iyi kul, yalnızca düşünceye değil, tefekküre de yer verir:

“… Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında düşünürler.”

Bu ayet, salt ritüel değil, kozmolojik bir bilinç de önerir: İnsan, yaratılışı temaşa eder, anlamlandırır, metafizik bir hayret ve hayranlık hali içinde Rabb’ine döner. Dolayısıyla iyi kul, zikir, tefekkür ve itikaf arasında yaşayan, bu üçlüyü bir davranış estetiğine dönüştüren bir varlıktır.


📜 2. İyi Dua: Bilinçli, Talepkâr ve Teslimiyetçi

Bu ayetler, duanın üç katmanını gösterir:

1️⃣ Tevhid ve Tenzih:

“Sen, bunu boşuna yaratmadın, Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz…”
İyi dua, kozmik bir farkındalıkla başlar. Yaratılışın hikmetsiz olmadığını kabul, duanın epistemolojik temelidir. Bu, modern dille bir kozmos düzeni tasdikidir.

2️⃣ Korku ve Ümit Dengesi:

“Bizi ateşin azabından koru.”
Korku, motivasyonun bir unsurudur ama dua yalnızca korkuya dayanmaz: Aynı zamanda ümide yaslanır: “Rabb’imiz! Suçlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilikle al.”
Burada, bağışlanma talebiyle insan kendi kusurunu fark eder. Bu, insanın ontolojik sınırlılığını kabulüdür.

3️⃣ Ahde Vefa ve Güven:

“Rabb’imiz! Resullerinin diliyle vadettiklerini bize ver… Kuşkusuz, Sen, verdiğin sözden dönmezsin.”
Dua, Allah’ın vaatlerini hatırlatarak dile gelir. Bu, İbrahimî gelenekte “müzakere duası”dır: Kul, Rabb’ine O’nun sözlerini hatırlatır. Bu, dua dilinde ittikadî cesaret olarak yorumlanabilir.


📜 3. Kul-Allah İlişkisi: Adalet, Eşitlik ve Sonsuz Merhamet

195. ayet, kul-Allah ilişkisinin adalet aksını kurar:

“Ben sizden; erkek olsun, kadın olsun – ki hepiniz birbirinizdensiniz – iyi şeyler yapanların yaptıklarının karşılığını boşa çıkarmam.”

Burada iki temel ilke var:

  • Cinsiyet Eşitliği: Erkek-kadın ayrımı yoktur, amelin değeri esas alınır.
  • Karşılıksızlık Yoktur: Allah, yapılan hiçbir iyiliği zayi etmez.

Bu ilke, ilahi adaletin asla keyfi olmadığını, insan emeğinin kozmik düzlemde kayıt altına alındığını ilan eder. Burada modern hukuk ve etik felsefesi için çarpıcı bir dayanak vardır: Adalet, aşkın ve mutlak bir Zât’a bağlanınca, insan emeği korunur, hiçbir çaba “anlamsız” olmaz.

Ayrıca bu ayette hicret, eziyet, mücadele ve şehadet gibi fedakârlık biçimleri, ideal kul profilinin bedel ödeme ahlâkıyla tanımlandığını gösterir. İyi kul, konforlu bir tevhid yaşamaz; inancının bedelini öder.


📜 4. Retorik ve Felsefi Sonuç

Bu pasaj, insana şöyle seslenir:

  • Düşünen bir varlık ol.
  • Dua eden bir varlık ol.
  • Fedakârlığı göze al.
  • Umudunu koru.
  • Kusurunu bil.
  • Ve hikmetsiz hiçbir şeyi hikmetsiz sanma.

Burada kul-Allah ilişkisi, tek yönlü bir boyun eğiş değil, karşılıklı bir sözleşme gibi kurgulanır. İyi kul, dua ederken Allah’a kendi sözünü değil, Allah’ın Resul diliyle verdiği vaadi hatırlatır. Bu, duanın hatırlama sanatı olduğunun göstergesidir.


📜 Sonuç Cümlesi

Ali İmran’ın bu ayetleri bize gösterir ki:
İyi kul; düşünen, zikreden, dua eden, bedel ödeyen ve Rabb’ine hem teslim hem de taleple yaklaşan bilinçli varlıktır. İyi dua; kozmik düzenin farkında, kusurunu bilen, umudunu yitirmeyen bir dilin dua estetiğidir. Kul-Allah ilişkisi ise, adalet ve merhamet terazisinde eşitlik ve karşılıksızsızlık ilkesiyle dengelenmiş bir ahit ilişkisi olarak insanı yüceltir.


Bu çerçeveyi klasik İslam felsefesinden, modern varoluşçuluktan veya etik teorilerden örneklerle zenginleştirelim.

Bu güçlü Kur’an pasajını şimdi klasik İslam felsefesi, modern varoluşçuluk ve etik teoriler üzerinden daha katmanlı bir şekilde derinleştirelim. Bu sayede, ayetlerdeki mesajın hem tarihsel hem de çağdaş düşünceyle nasıl konuştuğunu göreceğiz.


📚 1️⃣ Klasik İslam Felsefesi Perspektifi

🔍 a) İbn Sina’nın Akıl-Varlık İlişkisi

İbn Sina’ya göre varlık, zorunlu (Vacibu’l-Vücud) ve mümkün (Mumkinu’l-Vücud) diye ikiye ayrılır. Ayetlerdeki “Sen bunu boşuna yaratmadın” cümlesi, yaratılışın keyfî değil, hikmet merkezli olduğunu savunur. Bu, İbn Sina’nın varlık teorisindeki “zorunlu varlık” (Allah) ve mümkün varlıklar (evren ve insan) ilişkisini yansıtır.
Kul, bu düzenin bilincine varır, böylece tefekkür eder. Çünkü akıl, yaratılış düzenine uygun işlediğinde gerçek bilgiye ulaşır. Ayetteki tefekkür, aslında aklın yaratılışa uygun çalışmasıdır.

🔍 b) Gazali’nin Dua Anlayışı

Gazali, İhya’u Ulumiddin’de duayı hem bir ibadet hem de bir “aracı akıl” olarak yorumlar. Duanın hikmeti, Allah’ın ezeli iradesini değiştirmek değildir. Aksine dua, kulun kendi irade zayıflığını idrak etmesi, Rabb’ine yönelerek teslimiyetini derinleştirmesidir.
Ali İmran’daki dualar da bunu gösterir: Kul, hem korkusunu hem beklentisini hem de kusur bilincini dile getirerek, iradesini Yaratıcı iradeye bağlar. Gazali’ye göre bu, marifetullaha (Allah’ı bilmeye) giden en kısa yoldur.

🔍 c) Farabi’nin Erdemli Toplum Teorisi

Farabi’ye göre insan, “erdemli şehir”de ancak kolektif bir hikmet düzeninde olgunlaşabilir. Ayetlerdeki hicret, eziyet, cihad gibi kavramlar bireysel bir kurtuluş değil, toplumsal sorumluluk imgesidir. Yani iyi kul, iyiliği sadece kendisi için değil, bir toplumsal düzenin (medinetü’l fazıla) inşası için yaşar.
Farabi bu nedenle peygamberi, en yüksek aklın sahibi ve toplumu erdeme çağıran “ilk davetçi” olarak tanımlar. Ayette geçen “iman etmeye çağıran davetçiyi işittik” ifadesi, tam da bu geleneğe uygundur.


🧩 2️⃣ Modern Varoluşçuluk Perspektifi

🔍 a) Heidegger ve ‘Dasein’

Heidegger’in Dasein (orada-olma) kavramı, insanın dünyada köklü bir bilinçle yer alışıdır. Ali İmran’daki “ayaktayken, otururken, yanları üzerine iken Allah’ı anmak” cümlesi, varoluşun her anını kutsal bir farkındalık düzeyine çıkarır.
Bu, dinsel varoluşçuluk diyebileceğimiz bir boyuttur: İnsan kendini evrenin rastgele bir kazası değil, anlamlı bir kozmosun bilinçli parçası olarak görür. Bu bilinç, insanın “kaygı”sını (Heidegger’in Sorge kavramı) verimli bir metafizik kaygıya dönüştürür: Azap korkusu, bağışlanma umudu, sorumluluk bilinci…

🔍 b) Kierkegaard’ın İnanç Atlama Kavramı

Kierkegaard, inancı akıl ötesi bir sıçrayış (leap of faith) olarak tanımlar. Ayetlerdeki “iman etmeye çağıran davetçiyi işittik ve hemen iman ettik” ifadesi, rasyonel bir iknadan çok, bir varoluş sıçrayışını anlatır. Burada kul, akıl yürütmeyi aşar ve teslim olur. Bu teslimiyet, varoluşçu bağlamda bireyin sorumlulukla dolu özgür bir tercihini temsil eder.

🔍 c) Sartre ve Sorumluluk

Sartre’a göre insan, özgürdür ve bu özgürlük, mutlak bir sorumluluk getirir. Ayetlerdeki hicret, eziyet, cihad gibi kavramlar, inancın bedelsiz bir aidiyet değil, bir bedel ödeme eylemi olduğunu gösterir. Bu, Sartre’ın “Var olmak, sorumlu olmaktır” düsturuyla kesişir. Ancak Kur’an, bu sorumluluğu bireysel etikle sınırlamaz; aşkın bir yargı merci (Allah) vardır. Böylece sorumluluk yalnız dünyevi değil, metafizik düzeyde de temellenir.


⚖️ 3️⃣ Modern Etik Teorileriyle Okuma

🔍 a) Kant’ın Ahlaki Yasası

Kant, Saf Aklın Eleştirisi ve Pratik Aklın Eleştirisi eserlerinde, insan aklının evrensel bir ahlak yasasına göre hareket etmesi gerektiğini söyler: Kategorik imperatif. Ayetlerdeki “Ben iyi şeyler yapanların karşılığını boşa çıkarmam” vurgusu, amelin mutlak değerini savunur. Kul, iyiliği Allah için yapar ama iyiliğin değeri Allah’ın adaletiyle güvence altındadır. Bu, Kant’ın “iyi niyet” kavramıyla örtüşür: Niyet temizse, eylem değerlidir.

🔍 b) Erdem Etiği (Virtue Ethics)

Aristoteles’in Nikomakhos Etikleri veya İslam dünyasında İbn Miskeveyh’in Tehzibü’l Ahlak’ı, erdemi karakterin sürekliliği olarak tanımlar. Ali İmran’daki kul profili de sabit değil, sürekli erdemli eylem üzerinden şekillenir: Anmak, düşünmek, dua etmek, hicret etmek, mücadele etmek… Tüm bunlar, erdemin geçici değil, süreklilik isteyen bir yönü olduğunu gösterir.

🔍 c) Sosyal Adalet Teorileri

Rawls’un A Theory of Justice eseri, adaleti herkes için geçerli bir haklar düzeni olarak kurar. Ali İmran’daki erkek-kadın eşitliği ve hiçbir emeğin zayi edilmeyeceği garantisi, teolojik bir sosyal adalet teorisine örnektir. Kul-Allah ilişkisinde ilahi adalet, insan adaletinin ötesine geçer ama toplumsal düzen için de örnek oluşturur.


🎓 📜 Sonuç: Üç Bakış Açısını Birleştirmek

Ali İmran 191-195, klasik İslam felsefesiyle bağ kurarak hikmetli bir varoluş, modern varoluşçulukla bireysel sorumluluk ve bilinç, çağdaş etikle de adil bir eylem düzeni sunar.
İyi kul: Düşünen, sorumluluk alan, bedel ödeyen.
İyi dua: Tefekkürle yoğrulmuş, kusurunu bilen, talepkâr ve teslimiyetçi.
Kul-Allah ilişkisi: Karşılıksızlık ve adalet terazisinde yükselen bir metafizik sözleşme.


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.