Take a fresh look at your lifestyle.

Yarışı Reddeden Çocuklar: Ubuntu’dan İslam’ın ‘İsâr’ Ahlakına Kolektif Bilincin İnşası

1

Yarışı Reddeden Çocuklar: Ubuntu’dan İslam’ın ‘İsâr’ Ahlakına Kolektif Bilincin İnşası

Modern dünyanın insanlığa dayattığı en büyük illüzyonlardan biri, başarının ve mutluluğun ancak “başkalarını geride bırakarak” elde edilebileceği yönündeki rekabetçi paradigmadır. Bireyselliğin (egoizm) kutsandığı, “altta kalanın canı çıksın” mantığının küresel bir norm hâline geldiği günümüzde, insan fıtratı derin bir yalnızlık ve yabancılaşma krizi yaşamaktadır. İşte tam da bu noktada, modern insanın kaybettiği “birlikte var olma” şifresini, Afrika’nın balta girmemiş topraklarında yaşayan yalınayaklı çocukların sergilediği fıtri bir davranış biçimi yüzümüze bir ayna gibi tutmaktadır.
Bu makalede; Afrikalı çocukların zamansız öyküsünden yola çıkarak, Kur’an-ı Kerim’in inşa etmeyi hedeflediği toplumsal mimariyi, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kolektif şuuru biçimlendiren nebevi metodolojisini ve bu evrensel ahlakın pedagojik temellerini bütün-parça-bütün analitik yaklaşımıyla ele alacağız.

1. Antropoloğun Yanılgısı ve “Ubuntu” Bilinci

Afrika’da kabileler üzerinde araştırma yapan bir antropolog, modern insanın kodlarıyla tasarlanmış bir deney kurgular. Bir ağacın altına en tatlı, en taze meyvelerle dolu bir sepet koyar. Çevresine topladığı kabile çocuklarına yarışın kuralını açıklar: “Kim bu ağaca ilk ulaşırsa, sepetteki tüm meyveler onun olacaktır; ödülü tek başına kazanacaktır.”
Antropolog, modern metropollerde görmeye alışık olduğu o hırslı, birbirini dirsekleyen, başkasının düşüşünden beslenen yarışmacı refleksleri görmeyi beklemektedir. Ancak “Hadi!” komutuyla birlikte, insanlık tarihinin en zarif pedagojik derslerinden biri verilir: Bütün çocuklar tek bir vücut gibi hareket ederek el ele tutuşur, yan yana, aynı ritimle ağaca doğru koşarlar. Ağacın altına ulaştıklarında ise halka oluşturup otururlar ve meyveleri neşeyle, adil bir şekilde aralarında bölüşerek hep birlikte yerler.
Şaşkınlık içindeki antropolog, çocuklara neden böyle yaptıklarını, içlerinden birinin hızlıca koşarak ödülün tamamına tek başına sahip olma fırsatı varken neden bu yolu seçtiklerini sorduğunda, çocuklardan şu evrensel ve sarsıcı yanıtı alır:

“Bizim kültürümüzde ‘Ubuntu’ vardır. Birimiz kazandığında hepimiz kazanmışız demektir; birimiz mutsuzken diğerleri nasıl mutlu olabilir? Biz, biz olduğumuz için ben, benim.”

Bu öykü, sadece antropolojik bir anekdot değil; modern psikolojinin, sosyolojinin ve en önemlisi İslam ahlak literatürünün odağında yer alan kolektif bilinç yapısının fıtri bir tezahürüdür.

2. Kur’an-ı Kerim’in Sosyal Mimarisi: “Biz” Olmanın İlahi Kodları

Kur’an-ı Kerim, insanı tek başına yaşayan soyut bir varlık olarak değil, toplumsal bir dokunun anlamlı bir cüzü olarak inşa eder. Afrikalı çocukların “Birimiz kazandığında hepimiz kazanmışız demektir” felsefesi, İslam ahlakının zirve noktası olan “İsâr” kavramıyla mükemmel bir ontolojik uyum gösterir.

A. Zirve Bir Ahlak Mertebesi: İsâr (Kendini Diğerine Feda Edebilmek)

İsâr; bir insanın, kendisi de muhtaç olduğu hâlde, sahip olduğu imkânları, sevgiyi, rızkı veya başarıyı kardeşinin lehine kullanması, onu kendisine tercih etmesidir. Kur’an, ideal toplumu tanımlarken bu kavramı merkez üssü haline getirir:
Haşr Suresi, 9. Ayet:
“Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olanlar, hicret edip kendilerine gelenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler (isârda bulunurlar). Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”

Bu ayet-i kerime, Afrikalı çocukların el ele tutuşmasındaki ilahi şifreyi çözer. Ayette zikredilen “kurtuluş” (felâh), bireysel bir hırsın tatminiyle değil, nefsin bencil dürtülerinden arınarak başkasının mutluluğunda eriyebilmekle ilişkilendirilmiştir.

B. İyilikte Organize Olmak ve Kolektif Aksiyon

Çocukların antropoloğun bireysel rekabet tuzağını fark edip anında ortak bir eylem planı geliştirmesi, Kur’an’ın toplumsal hareket metodolojisine işaret eder:
Mâide Suresi, 2. Ayet:
“…İyilik ve takva (kötülükten sakınma) üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın…”

İslam’ın öngördüğü sosyolojide, başarı tekil bir olgu değildir. Eğer bir başarı kurulacaksa, bu ancak iyilik paydasında organize olmuş bir toplulukla mümkündür. Afrikalı çocukların “iyilikte ve neşede yardımlaşması”, bu ilahi emrin yeryüzündeki saf ve bozulmamış bir yansımasıdır.

3. Sünnetin Pratik Aynası: Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kolektif Şuur Mühendisliği

Hz. Muhammed (s.a.v.), getirdiği vahiy sistemiyle kabile asabiyetine dayalı, vahşi bir rekabetin hüküm sürdüğü Cahiliye toplumundan, dünyanın en organik toplumsal dayanışma modelini üretmiştir. O’nun (s.a.v.) nebevi pedagojisi, insanı “ben” girdabından çıkarıp “ümmet” deryasına dahil etme sanatıdır.

A. Tek Bir Vücut Anatomisi Olarak Toplum

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müminlerin birbirleriyle olan ilişkisini mekanik bir yardımlaşma olarak değil, biyolojik bir bütünlük olarak tarif eder:
Hadis-i Şerif (Nu’man b. Beşir):
“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir vücut gibidirler. O vücudun bir organı rahatsızlandığında, diğer organlar da uykusuzluk ve yüksek ateşle onun bu acısına ortak olurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

Bu hadis, Ubuntu felsefesinin “Birimiz mutsuzken diğerleri nasıl mutlu olabilir?” sorusuna yüzyıllar öncesinden verilmiş en derinlikli yanıttır. Eğer bir toplumda bir fert, bir çocuk, bir mazlum acı çekiyorsa veya sistemin dışına itiliyorsa, diğer fertlerin sahte bir refah ve başarı duygusuyla mutlu olmaları fıtri ve İslami açıdan imkânsızdır.

B. İmanın Kemali İçin Kolektif Şart

Nebevi öğreti, bireysel dindarlığı ve bireysel başarıyı tek başına yeterli görmez; onu toplumsal empatiyle şartlandırır:
Hadis-i Şerif (Enes b. Mâlik):
“Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe tam anlamıyla iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71)

4. Asr-ı Saadet’ten Pratik Modeller ve Örnek Olaylar

İslam’ın kolektif şuur anlayışı sadece teorik metinlerde kalmamış, bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından hayata geçirilmiş canlı modellerle tarihe kazınmıştır.

Örnek Olay 1: Muâhât (Ensar – Muhacir Kardeşliği)

Mekke’deki baskılardan kaçarak Medine’ye her şeylerini bırakıp hicret eden Muhacirler, ekonomik olarak tamamen savunmasız durumdaydı. Hz. Peygamber (s.a.v.), modern ekonomistlerin veya sosyologların hayal bile edemeyeceği bir yapı kurdu: Muâhât (Kardeşlik) Sistemi.

  • Mekke’den gelen her bir aileyi, Medineli (Ensar) bir aileyle kardeş ilan etti.
  • Ensar, “Ubuntu” ve “İsâr” şuurunun tarihteki en büyük örneğini sergileyerek evini, arazisini, mahsulünü ve ticaretini kardeşiyle tam ortadan ikiye böldü.
  • Buradaki en can alıcı pedagojik nokta şudur: Medineliler bu paylaşımı yaparken bir lütufta bulunmuyor, aksine “Kardeşim kazandığında ben de kazanmış olurum” bilinciyle hareket ediyorlardı.

Örnek Olay 2: Hendek Gazvesi ve Kolektif Emek Paylaşımı

Medine’nin savunulması için şehrin etrafına devasa hendeklerin kazılması gerektiğinde, Hz. Peygamber (s.a.v.) bir lider olarak çadırında oturup emirler yağdırmadı.

  • O da eline kazmayı aldı, ashâbıyla birlikte o zorlu kış şartlarında hendek kazdı.
  • Açlıktan karnına taş bağlayan ashâbını gördüğünde, kendi karnına iki taş bağladı.
  • Câbir b. Abdullah (r.a.) az miktarda bir yiyecekle Hz. Peygamber’i gizlice yemeğe davet ettiğinde, Efendimiz (s.a.v.) tek başına gitmeyi reddetti. Hendeğin başındaki bin kişilik ordunun tamamını çağırarak, azıcık yiyeceğin nebevi bereketle hep birlikte paylaşılmasını sağladı.
  • Bu olay, Afrikalı çocukların sepetin başına hep birlikte oturup meyveyi bölüşmesinin Asr-ı Saadet’teki muazzam bir provasıdır.

5. Değerler Eğitimi ve Pedagojik “Zihin İnşası”

Bugün eğitim sistemlerimiz, çocuklara “en yüksek puanı almayı”, “sınıfın birincisi olmayı”, “başkalarını elemeyi” vazetmektedir. Bu durum, çocukların bilişsel ve ahlaki gelişiminde derin yaralar açmaktadır. Pedagogların sıklıkla vurguladığı üzere, sürekli yarış halindeki çocuklarda kaygı bozukluğu, depresyon, akran zorbalığı ve narsisistik eğilimler baş göstermektedir.
Afrikalı çocukların sergilediği tutum, eğitimde “Bütün-Parça-Bütün” yaklaşımının hayatiyetini gösterir. Çocuk, kendisini (parçayı), toplumun ve insanlığın (bütünün) içinde anlamlı bir değer üreten özne olarak gördüğünde sağlıklı bir zihin inşası gerçekleşir.

  • Bireysel Eğitim Paradigması: “Yarış, tek başına kazan, tüket.” (Yalnızlık ve kaygı üretir).
  • Nebevi / Fıtri Eğitim Paradigması: “El ele tutuş, birlikte yürü, paylaş.” (Huzur ve toplumsal barış üretir).

Sonuç: Geleceği El Ele Tutuşan Çocuklar İnşa Edecek

Afrika’nın isimsiz bir kabilesindeki çocukların dersi ile Kur’an’ın ve Sünnet’in çağlar üstü mesajı tek bir hakikatte birleşmektedir: İnsanın saadeti, hemcinsinin saadetine bağlıdır. Bencil hırslarla ağaca tek başına koşup meyvelerin hepsini yiyen bir çocuk, fiziksel olarak doymuş olsa bile, yalnızlığın ve dışlanmışlığın açlığıyla baş başa kalacaktır. Oysa el ele tutuşarak hedefe yürüyenler, hem rızkı hem de dünyayı güzelleştirecek olan o yüce sevgiyi paylaşırlar.
Modern dünyanın “bencil insan” modeline karşı, İslam’ın isâr ahlakını ve fıtratın Ubuntu bilincini kuşanarak, çocuklarımıza rekabeti değil, birlikte başarma kültürünü öğretmek zorundayız. Çünkü nihai kertede; birimiz kazandığında hepimiz kazanmış, birimiz kaybettiğinde ise hepimiz kaybetmiş sayılırız.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.