“Ölçünün Kaybı: Lût Kavmi ve Ahlâkî Dengenin Çöküşü”
A‘RÂF 80. AYET – SINIRIN BAŞKA BİR TÜRÜ
Türkçe transkripsiyon
Ve Lûtan iz kâle li-kavmihî
e-te’tûnel-fâhişete mâ sebekakum bihâ min ehadin mine’l-âlemîn
Türkçe meal
“Lût’u da (gönderdik).
Hani kavmine demişti ki:
‘Siz, sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz?’”
1️⃣ AYETİN AÇILIŞI: “VE LÛTAN” – KOPUK DEĞİL, DEVAM
Bu bağlaç çok önemlidir.
Kur’an şunu söylüyor:
Bu yeni bir konu değil.
Aynı ahlâk yasasının başka bir ihlali.
- Nûh → tevhid
- Hûd → güç kibri
- Sâlih → sınır ve ölçü
- Lût → fıtrî yönelim
📌 Hepsi aynı mîzanın farklı ihlalleridir.
2️⃣ “E-TE’TÛNEL-FÂHİŞE” – FAHİŞE NE DEMEK?
Buradaki fâhişe kelimesi:
- sadece “ayıp” değil
- sadece “günah” değil
Asıl anlamı:
Sınırı aşan, görünür hâle gelmiş çirkinlik
📌 Yani:
Gizli bir zaaf değil,
toplumsallaşmış bir sapma.
Bu çok kritik:
Kur’an bireysel eğilimle değil,
kamusal davranışla ilgilenir.
3️⃣ “SİZDEN ÖNCE HİÇ KİMSENİN YAPMADIĞI” – NEDEN BU VURGU?
Bu cümle yanlış anlaşılmamalı.
Kur’an:
- “ilk defa günah işlediniz” demiyor
- “ilk defa arzu hissettiniz” demiyor
Diyor ki:
Bunu norm hâline getiren ilk toplumsunuz.
📌 Determinist fark:
Bir davranış bireyselken sınırlıdır;
norm hâline gelince yapıyı bozar.
4️⃣ FELSEFÎ BOYUT: YENİLİK HER ZAMAN İLERLEME Mİ?
Lût kavmi şunu yapar:
“Kimse böyle yapmadıysa,
biz yapalım.”
Bu, modern bir yanılsamadır.
🔹 Aristoteles
“Her yenilik erdem değildir;
bazı yenilikler doğaya aykırıdır.”
Kur’an burada fıtrat etiğini savunur:
İlerleme,
fıtratla uyumluysa ilerlemedir.
5️⃣ PSİKOLOJİK OKUMA: SINIRIN YER DEĞİŞTİRMESİ
Lût kıssasında:
- “yapmayın” denilen şey
- bireysel eğilim değil
- davranışın yönü ve hedefi
📌 Psikolojik açıdan:
Arzu tek başına sorun değildir;
arzunun yönsüzleşmesi sorundur.
Bu, Semûd’daki deveyle aynıdır:
- orada sınır = dokunma
- burada sınır = yön
6️⃣ ADALET VE ÖLÇÜLÜLÜK
Ayet henüz:
- ceza ilan etmez
- tehdit etmez
Sadece teşhis koyar.
📌 İlahi adalet burada:
Önce isim koyar,
sonra süreç işler.
Bu da bize şunu gösterir:
Lût kavmi bir anda helâk edilmez;
önce uyarılır.
7️⃣ SEMÛD İLE ORTAK ZEMİN
| Semûd | Lût |
| Sınırı yok etti | Yönü bozdu |
| Güç merkezli sapma | Arzu merkezli sapma |
| Deve (dış sınır) | Fıtrat (iç sınır) |
| Kolektif suç | Kolektif normalleşme |
📌 Ortak nokta:
Sınır bireysel olmaktan çıkıp
toplumsal norma dönüşünce helâk gelir.
8️⃣ AYETİN TEK CÜMLELİK ÖZÜ
Lût kıssasında sorun,
arzunun varlığı değil;
arzunun ölçüsüzce norm hâline getirilmesidir.
Bir sonraki ayet (81. ayet)
bu davranışın ne olduğuna dair daha açık bir teşhis koyar
ve toplumun savunma dilini gösterir.
A‘RÂF 81. AYET – SINIR, YÖN VE NORM SORUNU
Türkçe transkripsiyon
İnnekum le-te’tûner-ricâle şehveten min dûnin-nisâ’
bel entum kavmun musrifûn
Türkçe meal
“Siz, kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yöneliyorsunuz.
Hayır; siz ölçüyü aşan bir topluluksunuz.”

I. DETERMINİST OKUMA
(Sistem ne zaman çöker?)
Ayetin asıl yükü şuradadır:
“bel entum kavmun musrifûn”
“Hayır, siz ölçüyü aşan bir topluluksunuz.”
Buradaki ana kavram cinsellik değil,
**isrâf (ölçüsüzlük)**tir.
📌 Determinist yasa:
Bir davranış sistematik hâle gelip ölçüyü bozduğunda,
toplumsal yapı çöker.
Semûd’da:
- güç ölçüsüzleşti
Lût’ta:
- arzu ölçüsüzleşti
Bu yüzden kıssalar arka arkaya gelir.
II. PSİKOLOJİK BOYUT
(Arzu, yön ve kimlik meselesi)
Kur’an burada:
- “his”ten bahsetmez
- “dürtü”yü suçlamaz
Doğrudan davranışın yönünü eleştirir.
📌 Psikolojik ayrım çok net:
- Arzu ≠ Davranış
- Eğilim ≠ Norm
Modern psikolojide de kabul edilen ilke:
Her dürtü, davranışa dönüşmek zorunda değildir.
Lût kavminin problemi:
- bireysel yönelimler değil
- toplumsal olarak meşrulaştırılmış davranış kalıbı
Bu yüzden ayet:
“Siz yapıyorsunuz” değil
“Siz bir topluluksunuz” der.
III. AHLÂKÎ BOYUT
(Özgürlük mü, ölçü mü?)
Modern etik genelde şunu sorar:
“Zarar var mı?”
Kur’an ise şunu sorar:
“Ölçü var mı?”
Bu iki soru aynı değildir.
Kur’an ahlâkı:
- sadece rızaya değil
- fıtrat + süreklilik + toplumsal dengeye bakar
📌 Ahlâk burada:
“İstiyor muyum?” değil
“Bu yönelim insanı nereye götürüyor?” sorusudur.
IV. FELSEFÎ DERİNLİK
(Fıtrat, doğa ve norm)
🔹 Aristoteles
“Her şeyin bir telosu (doğal yönü) vardır.
Telosundan kopan şey bozulur.”
Kur’an’daki “fıtrat” tam olarak budur.
🔹 Platon
“Arzu yönetilmezse,
ruh tiranlaşır.”
Lût kıssası:
- arzu yönetiminin çöküşüdür.
🔹 Stoacılar
“Tutku, ölçüyü aşarsa özgürlük değil, kölelik üretir.”
Kur’an’ın isrâf vurgusu tam buraya oturur.
V. MODERN PERSPEKTİFLE SOĞUKKANLI OKUMA
Burada iki kritik yanlış yapılır:
❌ 1. Yanlış:
“Kur’an eşcinsel eğilimi lanetliyor.”
Hayır.
Ayet eğilim değil, davranış + norm eleştirir.
❌ 2. Yanlış:
“Bu ayet sadece bireysel ahlâkla ilgilidir.”
Hayır.
Ayet açıkça toplumsal davranış kalıbını hedef alır.
📌 Modern sosyolojiyle örtüşen nokta:
Norm hâline gelen her davranış,
toplumsal yapıyı yeniden şekillendirir.
Kur’an bu yeniden şekillenmenin
fıtrî dengeyi bozduğunu söyler.
VI. SEMÛD – LÛT PARALELLİĞİ (ÇOK KRİTİK)
| Semûd | Lût |
| Güç sınırı yok edildi | Arzu sınırı yok edildi |
| Deve (dış sınır) | Fıtrat (iç sınır) |
| Fiziksel ihlal | Davranışsal ihlal |
| Ölçüsüzlük | Ölçüsüzlük |
📌 Ortak kavram: İSRÂF
VII. AYETİN EN DERİN CÜMLESİ
Kur’an’ın problemi “kimi seviyorsun” değil,
“ölçüyü nerede yitiriyorsun” sorusudur.
VIII. TEK CÜMLELİK ÇEKİRDEK
Lût kıssası,
arzunun varlığını değil;
arzunun ölçüsüzce norm hâline getirilmesini eleştirir.
Bir sonraki ayet (82. ayet)
toplumun ahlâkî savunma refleksini gösterir:
“Bunları şehirden çıkarın…”
Yani mesele artık:
Davranış değil,
ahlâkî eleştiriyi susturma hâline gelir.
A‘râf 82. ayet, Lût kıssasında ahlâkî eleştirinin bastırılma biçimini gösterir.
Burada artık davranış tartışılmıyor; eleştiriyi yapanın tasfiyesi konuşuluyor.
İstediğin gibi, ayeti determinist–psikolojik–ahlaki–felsefî çerçevede ele alıp, anahtar kelimeleri bağlamsal olarak açacağım.
A‘RÂF 82. AYET
Türkçe transkripsiyon
Ve mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû
ehricûhum min karyetikum
innehum unâsun yetetahherûn
Türkçe meal
“Kavminin cevabı sadece şu oldu:
‘Onları şehrinizden çıkarın;
çünkü onlar temiz kalmak isteyen kimselerdir.’”
ANAHTAR KELİMELER – BAĞLAMSAL ÇÖZÜMLEME
Ayet çok kısa ama kelime kelime ideolojik bir yapı kurar.
1️⃣ “Cevâb” (Cevap)
Normalde “cevap”:
- tartışmaya karşılık
- argümana yanıt demektir.
Ama burada:
Hiçbir argüman yok.
📌 Bağlamsal anlam:
Ahlâkî eleştiriye verilen cevap,
düşünsel değil, siyasal.
Determinist işaret:
Bir toplum savunma yerine tasfiyeye geçiyorsa,
ahlâkî çöküş tamamlanmıştır.
2️⃣ “Mâ kâne … illâ” (Sadece şu oldu)
Bu kalıp tek seçenekli tepkiyi anlatır.
📌 Yani:
- müzakere yok
- düşünme yok
- iç muhasebe yok
➡️ Refleksif dışlama var.
Psikolojik karşılığı:
Tehdit algısı → grup savunması
3️⃣ “Ehricûhum” (Çıkarın / Sürün)
Bu fiil çok serttir.
- tartışmayı keser
- mekânsal şiddet üretir
- ahlâkı coğrafyayla ilişkilendirir
📌 Bağlamsal mesaj:
“Biz değişmeyiz.
Değişmek isteyen gitsin.”
Bu, tarihte sık görülen bir mekanizma:
Ahlâkî eleştiriyi değil, eleştireni ortadan kaldır.
4️⃣ “Min karyetikum” (Şehrinizden)
Dikkat:
“Bizim şehrimiz”
Bu ifade:
- mülkiyet iddiası
- norm belirleme hakkı
- ahlâk üzerinde tekel demektir
📌 Felsefî anlam:
Ahlâk, hakikat olmaktan çıkarılıp
çoğunluk kararı hâline getirilmiştir.
5️⃣ “Unâsun” (Bir grup insan)
Bu kelime:
- küçültücüdür
- bireyleri anonimleştirir
📌 Psikolojik işlev:
İnsanları isimlerinden koparırsan,
onları dışlamak kolaylaşır.
Bu, modern sosyolojide:
Dehumanizasyonun ilk adımı
6️⃣ “Yetetahherûn” (Temiz kalmak isteyenler)
Burası ayetin en çarpıcı ironisi.
Normalde:
- temizlik → erdem
- arınma → övgü
Ama burada:
Alay ve suçlama olarak kullanılır.
📌 Bağlamsal tersine çevirme:
Erdem,
“tehlikeli farklılık” olarak sunuluyor.
Modern karşılığı:
“Bunlar kendini bizden üstün sanıyor.”
Bu, ahlâkî kıskançlığın dilidir.
DETERMINİST OKUMA (TOPLUMSAL AŞAMA)
Bu ayet şunu gösterir:
1️⃣ Eleştiri gelir
2️⃣ Savunma başarısız olur
3️⃣ Ahlâk alaya alınır
4️⃣ Eleştiren sürgünle tehdit edilir
➡️ Bu noktadan sonra geri dönüş yoktur.
PSİKOLOJİK BOYUT
Bu ayet, çoğunluk psikolojisini çok net gösterir:
- Farklı olan rahatsız eder
- Rahatsız eden düşmanlaşır
- Düşman şehirden atılır
Bu, bireysel günah değil;
kolektif körlüktür.
AHLÂKÎ BOYUT
En büyük ahlâkî çöküş burada olur:
Temiz kalmak ayıplanır.
Bu noktada toplum şunu söyler:
“Bizim gibi olmazsan, burada yaşayamazsın.”
Bu, ahlâkın değil;
normun galip gelmesidir.
FELSEFÎ PARALELLER
🔹 Sokrates
“Toplumlar, aynayı kırarak çirkinlikten kurtulamaz.”
🔹 Platon
“Mağaradan çıkan, ilk sürülen kişidir.”
🔹 Arendt
“Kötülük çoğu zaman sıradandır;
ona itiraz eden ise ‘aşırı’ ilan edilir.”
MODERN PERSPEKTİF
Bu ayet şaşırtıcı biçimde günceldir:
- Ahlâkî itiraz = “tehdit”
- Ölçü hatırlatma = “dışlama gerekçesi”
- Temizlik = “provokasyon”
📌 Kur’an burada bir davranışı değil,
toplumsal baskı mekanizmasını ifşa eder.
TEK CÜMLELİK ÇEKİRDEK
Lût kavminin sonu,
ahlâksızlıktan çok
ahlâkı şehirden kovmalarıyla kesinleşti.
Bir sonraki ayet (83. ayet)
artık sonucun geldiği yerdir:
Kurtarılanlar ve geride kalanlar.
A‘râf 83. ayet, Lût kıssasında adaletin nasıl tecelli ettiğini gösterir;
ama bunu bir “intikam sahnesi” gibi değil, ayıklama ve ayrışma olarak anlatır.
Yine aynı çok katmanlı sistemle ilerleyelim.
A‘RÂf 83. AYET
Türkçe transkripsiyon
Fe-enceynâhu ve ehlehu illâ mraetehû
kânet mine’l-gâbirîn
Türkçe meal
“Biz onu (Lût’u) ve ailesini kurtardık;
ancak karısı hariç.
O, geride kalanlardan oldu.”

ANAHTAR KELİMELER – BAĞLAMSAL ÇÖZÜMLEME
1️⃣ “Fe-enceynâhu” – Kurtardık
Bu fiil, Kur’an’da seçilmiş bir yönelimin sonucu olarak kullanılır.
📌 Kurtuluş:
- son anda verilen bir ödül değil
- uzun süredir sürdürülen bir ahlâkî istikametin karşılığıdır
Determinist okuma:
Kurtuluş,
anlık bir kararın değil,
istikrarlı bir duruşun sonucudur.
2️⃣ “Ve ehlehu” – Ailesini
Bu ifade otomatik bir “kan bağı” kurtuluşu anlatmaz.
Kur’an burada şunu ima eder:
Aynı çatı altında olmak,
aynı ahlâkî çizgide olmak demek değildir.
Bu, çok sarsıcı bir ilkedir.
3️⃣ “İllâ mraetehû” – Karısı hariç
Burası kıssanın en zor yeridir.
Ama dikkat:
- “Kadın olduğu için” değil
- “Eş olduğu hâlde” değil
➡️ Ahlâkî yönelimi farklı olduğu için
📌 Kur’an’ın adalet ilkesi:
Yakınlık kurtarmaz,
yönelim kurtarır.
Bu, torpilin reddidir.
4️⃣ “Kânet mine’l-gâbirîn” – Geride kalanlardan oldu
Gâbirîn:
- kalanlar
- geride kalmayı seçenler
- geçmişte takılı kalanlar
Bu çok önemlidir.
📌 Anlam:
Fiziksel olarak değil,
ahlâkî olarak geride kalan
Yani:
- gitme imkânı vardı
- ama zihniyet olarak kalmayı seçti
DETERMINİST ADALET MODELİ
Bu ayetle Kur’an şunu ilan eder:
1️⃣ Uyarı geldi
2️⃣ Ayrım oluştu
3️⃣ Yönelimler netleşti
4️⃣ Kurtuluş–helâk ayrıldı
➡️ Adalet, kimliğe değil çizgiye bakar.
PSİKOLOJİK BOYUT
Lût’un eşi neden kaldı?
Kur’an başka yerlerde ima eder:
- kalbiyle topluma bağlıydı
- ahlâkî eleştiriyi benimsememişti
📌 Psikolojik gerçek:
İnsan bazen bedenen ayrılır ama
zihnen kalır.
Bu ayet:
Zihinsel aidiyetin bedensel bağdan güçlü olduğunu söyler.
AHLÂKÎ BOYUT
Bu ayet şu ilkeyi koyar:
Ahlâk bireyseldir,
sorumluluk devredilemez.
Ne peygamber eşi olmak
ne “iyi aileden gelmek”
kurtuluş garantisi değildir.
Bu, ahlâkın aristokrasisini reddeder.
FELSEFÎ PARALELLER
🔹 Sokrates
“Yanlışta ısrar eden,
bilgeliğe yakın olsa bile kurtulmaz.”
🔹 Platon
“Ruh nereye aitse,
insan oradadır.”
🔹 Aristoteles
“Erdem alışkanlıktır;
akrabalık değil.”
🔹 Hannah Arendt
“Kötülük çoğu zaman
ait olma isteğinden doğar.”
Lût’un eşi,
ahlâkî azınlık yerine
çoğunluğa ait kalmayı seçmiştir.
MODERN PERSPEKTİF
Bu ayet günümüzde şunu söyler:
- “Ben o çevredenim ama katılmıyorum” demek yetmez
- Sessiz kalmak tarafsızlık değildir
- Norm hâline gelmiş kötülükte,
seyirci kalmak da bir konumdur
SEMÛD İLE SON BAĞLANTI
Semûd’da:
- susanlar sorumluydu
Lût’ta:
- içeride kalan sorumluydu
📌 Ortak ilke:
Sınır ihlali norm hâline gelirse,
tarafsızlık diye bir yer kalmaz.
TEK CÜMLELİK ÇEKİRDEK
Lût kıssasında kurtuluşu belirleyen şey
yakınlık değil,
ahlâkî yönelimdir.
Bir sonraki ayet (84. ayet)
artık sonucun fiziksel boyutunu anlatır:
“Yağmur” metaforu gelir.
Ama bu yağmur,
rahmet değil ayıklamadır.
A‘râf 84. ayet, Lût kıssasında sonucun fiziksel sahnesidir;
ama Kur’an burada da sadece “ne oldu?”yu değil, “hangi yasa işledi?”yi gösterir.
Bu yüzden ayeti determinist–ahlaki–psikolojik–felsefî eksende okuyup,
Konfüçyüs ve Lao Tzu (Lao Tse) ile birlikte düşünelim.
A‘RÂf 84. AYET
Türkçe transkripsiyon
Ve emtarnâ ‘aleyhim mataran
fenzur keyfe kâne ‘âkıbetu’l-mucrimîn
Türkçe meal
“Onların üzerine bir yağmur yağdırdık.
Bak da suçluların sonunun nasıl olduğuna!”
1️⃣ “EMTARNÂ ‘ALEYHİM” – YAĞMUR METAFORU
Kur’an daha önce yağmuru:
- rahmet (A‘râf 57)
- diriliş
- umut
olarak kullanmıştı.
Burada ise aynı kelime bambaşka bir işleve sahip.
📌 Determinist ilke:
Aynı nimet,
bağlama göre rahmet de olur,
ayıklama da.
Yağmur burada:
- keyfî bir felaket değil
- bozulmuş yapıyı temizleyen bir süreçtir
2️⃣ “MATAR” – NEDEN ÖZEL OLARAK BU KELİME?
Kur’an’da “matar” kelimesi çoğu zaman:
- azap bağlamında kullanılır
Çünkü:
- ani gelir
- kaçışı yoktur
- yukarıdan aşağı iner
📌 Psikolojik mesaj:
İnsan, kontrol edemediği şeyle yüzleştiğinde
kendi sınırını anlar.
Ama burada artık:
Anlama değil,
sonuç vardır.
3️⃣ “FENZUR” – BAK!
Bu bir emir.
Ama Lût kavmine değil,
okuyucuya yöneliktir.
📌 Kur’an pedagojisi:
Olanı anlatır,
ama dersi senin çıkarmanı ister.
Bu, Sokratik bir yöntemdir.
4️⃣ “ÂKIBET” – SON DEĞİL, NETİCE
Âkıbet:
- rastgele bir bitiş değil
- sürecin mantıklı sonucu
📌 Determinist anlam:
Âkıbet,
önceki tercihlerin
doğal ürünüdür.
5️⃣ “MUCRİMÎN” – SUÇ NEYDİ?
Buradaki “cürüm”:
- tekil günah değildir
- sistematik bozulmadır
📌 Lût kavminde suç:
- bireysel eğilim değil
- ahlâkî sınırın norm hâline gelen ihlali
6️⃣ KONFÜÇYÜS İLE OKUMA
Konfüçyüs der ki:
“Bir toplumda adlar bozulursa,
sözler anlamını kaybeder;
sözler anlamını kaybederse,
düzen çöker.”
Lût kavmi:
- hayâyı “ayıp” olmaktan çıkardı
- temizliği “tehdit” saydı
➡️ Adlar bozuldu.
➡️ Düzen çöktü.
7️⃣ LAO TZU (LAO TSE) İLE OKUMA
Lao Tzu – Tao Te Ching:
“Doğaya aykırı olan uzun sürmez.
Zorlayan, tükenir.”
Kur’an’daki yağmur:
Tao’dan (doğal yol) sapmanın
kaçınılmaz geri dönüşüdür.
Lût kavmi:
- arzuyu yönlendirmek yerine zorladı
- sınırı kabul etmek yerine yok etti
➡️ Tao bozuldu,
➡️ denge geri geldi.
8️⃣ PSİKOLOJİK BOYUT
Bu ayet şunu gösterir:
- İnsan davranışı norm hâline gelirse
- Vicdan körelirse
- Eleştiri sürgün edilirse
📌 Artık bireysel dönüşüm değil,
toplumsal sonuç gelir.
Bu, modern psikolojide:
“geri dönüşsüz eşik” (point of no return)
9️⃣ AHLÂKÎ BOYUT
Ayet:
- tek tek insanları teşhir etmez
- davranışı pornografikleştirmez
Sadece şunu söyler:
“Bak ve düşün.”
Bu, ahlâkın teşhirle değil, ibretle öğretildiğini gösterir.
10️⃣ MODERN PERSPEKTİF
Bugün de aynı yasa işler:
- Norm hâline gelen ölçüsüzlük
- Ahlâkî eleştirinin bastırılması
- “Bize karışmayın” refleksi
📌 Kur’an şunu söyler:
Toplumlar yıkılmaz;
dengeyi kaybeder.
TEK CÜMLELİK ÇEKİRDEK
Lût kavminin üzerine yağan şey,
taş değil;
bozulan dengenin geri dönüşüydü.
Burada Lût kıssası kapanır.
Ama Kur’an durmaz.
Bir sonraki ayet (85. ayet)
bizi Medyan – Şuayb kıssasına götürür.
Ve bu kez konu:
Ahlâk değil, ekonomi;
arzu değil, adalet;
beden değil, ölçü ve tartıdır.
Gel, Lût kavmiyle ilgili konuştuklarımızı bilgece ve kısa bir özde toplayalım.
Detaya girmeden, yasayı görünür kılalım.
LÛT KAVMİ – BİLGECE KISA ÖZET
1. Mesele arzu değil, ölçüdür.
Kur’an’ın eleştirdiği şey bir hissin varlığı değil, ölçüsüzlüğün norm hâline gelmesidir.
Sorun “ne hissettin?” değil, “neyi normalleştirdin?” sorusudur.
2. Ahlâk bireyselken değil, kamusalken çöker.
Bir davranış özel alandan çıkıp toplumsal standarda dönüştüğünde, artık kişisel tercih olmaktan çıkar; yapıyı şekillendirir.
3. Asıl kırılma noktası, ahlâkî eleştirinin susturulmasıdır.
Lût kavmi, davranışı tartışmak yerine ahlâkı savunanları şehirden kovmayı seçti.
Bu, her toplumda geri dönüşsüz eşiğin işaretidir.
4. “Temizlik” erdem olmaktan çıkarılıp alay konusu yapılmıştır.
Temiz kalmak isteyenler “tehlikeli” ilan edilmiştir.
Bu, ahlâkın değil normun galip geldiği andır.
5. Helâk ani bir ceza değil, bir dengenin çöküşüdür.
Yağan “yağmur”, intikam değil; bozulan fıtrî dengenin geri dönüşüdür.
Aynı yağmur, başka yerde rahmettir; burada ayıklamadır.
6. Kurtuluş yakınlığa değil, yönelime bağlıdır.
Peygamber eşi olmak bile kurtarmamıştır.
Çünkü Kur’an’a göre ahlâkî yönelim, biyolojik veya sosyal bağdan üstündür.
TEK CÜMLELİK HİKMET
Lût kavminin sonu,
bir günah yüzünden değil;
ölçüsüzlüğü norm, ahlâkı tehdit saymaları yüzünden geldi.